Tess Gerritsen – Çırak – E-kitap İndir Oku

Tess Gerritsen Kitapları

Çırak (Polisiye, Roman)

Ücresiz PDF E kitap / E kitap indir / Oku

KİTABIN BAZI SAYFALARI

Rizzoli kedicikli zarfı açtığında içinden, gözlerinden umut fışkıran, gülümseyen bir kadının fotoğrafı çıktı. İçinde bir de bir mektup vardı, bir kadının elinden çıktığı her halinden belli olan. Bay Warren Hoyt, Massachusetts Islah Enstitüsü Mahkûmu Sevgili Bay Hoyt, Bugün sizi televizyonda gördüm. Mahkemeye götürülüyordunuz. Her zaman insan sarrafı olmakla övünmüşümdür ya, sizin yüzünüze baktığımda yoğun bir üzüntü ve acı gördüm. Hem de ne büyük acı! İçinizde iyilik var; buna eminim. Keşke birileri bu iyiliği bulmanıza yardımcı olabilse…

Rizzoli mektubu öfkeyle buruşturmakta olduğunu fark etti birden. Bunları yazan şu aptal kadını yakalayıp iyice bir sarsmak isterdi. Hoyt’un kurbanlarının otopsi fotoğraflarına zorla baktırmak, ölüm bütün merhametiyle gelip yaşadıkları işkenceye son verene kadar çektikleri acıları bütün ayrıntılarıyla anlatan adli tıp raporlarını zorla okutmak istiyordu bu kadına. Mektubun sonuna zorlukla gelebilmişti. Kadın. Hoyt’un insanlığına hitap etme niyetiyle “hepimizin içindeki iyilik”ten dem vurmuştu.

Bir sonraki zarfa uzandı. Bunun üzerinde kedicikler yoktu. İçinden, çizgili kâğıda yazılmış bir mektup çıktı. Bunu gönderen kadın da fotoğrafını eklemişti zarfın içine. Boyalı sarı saçlarıyla ufak tefek bir kadındı. Sevgili Bay Hoyt, Bir imzalı fotoğrafınızı alabilir miyim? Sizinki gibi insanların imzalarını toplayıp duruyorum ben. Jejfry Dahtner’inkini bile var. Bana yazmaya devam etmek isterseniz harika olur. Arkadaşınız Gloria. Rizzoli aklı başında bir insanın yazabileceğine inanmadığı bu sözlere bakakalmıştı. Harika olur. Arkadaşınız. “Tanrım,” dedi. “Bu insanlar delirmiş.” “Şöhretin büyüsü,” dedi Dean. “Hiçbirinin bir hayatı yok. Kendilerini değersiz ve silik buluyorlar. Bu yüzden bir ismi olan birilerine yamanmaya çalışıyorlar. Sihrin onlara da bulaşmasını istiyorlar.” “Sihir mi?” Rizzoli Dean’e baktı. “Bunun adı bu mu?” “Ne demek istediğimi anladın.” “Hayır efendim anlamadım. Kadınların neden canavarlara mektup yazdıklarını anlamıyorum. Romantizm mi arı / yollar? Arkalarını döner dönmez gırtlaklayacağını bildikleri bir adamla ateşli dakikalar mı geçirmeyi umuyorlar? Zavallı hayatlarına ancak böyle mi heyecan katabileceklerini düşünüyorlar?” Ayağa kalkıp, üzeri kalın şeritli camdan dışarı baktı.

Orada öylece durmuş, elleri göğsünde kavuşturulmuş halde, penceredeki incecik bir boşluktan dışarıdaki mavi gökyüzüne ve güneşe bakıyordu. Bu bile daha iyiydi Warren Hoyt’un hayran mektuplarına bakmaktan. Hoyt bu ilgiden hoşlanmış olmalıydı. Gelen her mektubu, kadınların üzerinde hâlâ tahakküm kurabildiğine yormuş; burada, parmaklıkların arkasında bile akıllarını karıştırabildiğini. onlarla oynayabildiğini görüp kendisiyle gurur duymuştu herhalde. Hepsine sahip olmayı başarmıştı işte. “Bu, vakit kaybı,” dedi Rizzoli acı bir şekilde. Tam o esnada dışarıda bir kuşun binaların arasında dolandığını fark etti. Burada kafeslerin içinde insanlar vardı; parmaklıkların arkasında canavarlar saklıydı, kuşlar değil. “O aptal değil. Dominator’la bağlantılı her şeyi yok etmiş olmalı. Yeni ortağını korumak isteyecektir. İzini bulmamıza yarayacak hiçbir şey bırakmadığına eminim.” “Haklı olabilirsin,” dedi Dean, mektupları karıştırmaya devam ederek. “Ama çok aydınlatıcı oldukları kesin.” “Tabii canım. Bu çatlak kadınların ona ne yazdıklarını okumak isteyen kim? Bütün bunlar midemi bulandırıyor.” “Belki de amaç bu.”

Rizzoli dönüp Dean’c baktı. Şeritlerin arasından giren güneş ışığı yüzünde çizgiler oluşturmuştu. Rizzoli bu adamın yüzünü hep çarpıcı bulmuştu ama onu hiç böyle görmemişti o ana kadar. “Ne demek istiyorsun?” “Hayran mektuplarını okumak seni rahatsız etti.” “Fıttırmak üzereyim. Belli olmuyor mu?” “Olmaz olur mu?” Dean masadaki mektupları ifşa etti. “Bunların seni rahatsız edeceğini biliyordu.” “Bütün bunlar hep benim kafayı oynatmam için mi, yorsun? Bütün bu mektuplar.” “Bu bir akıl oyunu Jane. Bunları senin için bıraktı, ateşli müritlerinden gelen hoş bir derleme bu. Eninde sonunda buraya geleceğini ve bu kadınların onun için söylediklerini okuyacağını biliyordu. Belki de hayranları oldu nu göstermek istemiştir sana. Sen ondan nefret etsen bütün kadınların senin gibi olmadığını, cazibesine kapıl kadınlar da olduğunu göstermek istiyor olabilir. Sevgilisini kıskandırmaya çalışan bir erkek gibi. Dengeni bozmaya çalışıyor.” “Bana masal anlatma.” İşe yarıyor ama öyle değil mi? Şu haline baksana, kadar gerildin ki durduğun yerde duramıyorsun bile.

Seni nasıl oynayacağını, kafanı nasıl karıştıracağını iyi biliyor “Onu gözünde fazla büyütüyorsun.” “Öyle mi dersin?” Rizzoli mektupları işaret etti. “Bütün bunlar benim içi mi? Ne yani, onun dünyasının merkezinde benden başka kimse yok mu?” “Senin dünyanda ondan başka kimse var mı peki?” diye sordu Dean sakince. Rizzoli Dean’in ağzının payını verecek bir cevap bulamıyordu bir türlü. Söyledikleri o kadar çarpıcı, o kadar doğruydu ki. Onun dünyasının merkezinde Warren Hoyt’tan başkası yoktu. Kâbuslarının vazgeçilmez efendisi oydu; uyanık saatlerinin tek hakimi oydu. O kilerde, damgayı yemişti, her kurban gibi. Ve şimdi Hoyt’un damgasını bir türlü silemiyordıı. Bu, ellerine kazınmış, ruhuna işlemişti. Masaya dönüp oturdu. Görevini tamamlamaya azimliydi. Sıradaki zarfın üzerindeki adres bilgisayarda yazılmıştı: Dr. J. P. O’Donnell, 1634 Brattle Sokağı, Cambridge, MA 02138. Harvard Üniversitesi yakınlarındaki Brattle Sokağı, üniversite profesörleri ve emekli fabrikatörlerin aynı kaldırımlarda jogging yaptığı ve karşıdan karşıya selamlaştıkları zengin bir muhit, bir seçkinler mahallesiydi. Bir canavarın yardımcısını bulabileceği bir muhit değildi yani. Rizzoli içindeki mektup açtı. Tarih altı hafta öncesini gösteriyordu. Sevgili Warren, Son mektubun ve doldurduğun formlar için çok teşekkür ederim. Bana sunduğun ayrıntılar, karşılaştığın güçlükleri anlamamda çok faydalı oldu. Sana soracağım o kadar çok soru var ki, planımıza uyup benimle hâlâ buluşmak istediğin için sevinçliyim.

Senin de itirazın olmazsa görüşmemizi videoya çekmek istiyorum. Yardımlarının projem için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. Saygılar, Dr. O ‘Donnell “Bu J. P. O’Donnell da kimin nesi?” dedi Rizzoli. Dean kafasını kaldırıp Rizzoli’ye baktı hayret içinde. “Joyce O’Donnell olabilir mi?” “Zarfın üstünde sadece Dr. J. P. O’Donnell yazıyor. Cambridge, Massachusetts. Hoyt’la görüşüyormuş.” Dean kaşlarını çatmıştı. “Boston’a taşındığını bilmiyorum.” “Onu tanıyor musun?” “Nöropsikiyatristtir. Tanışıklığımız pek sevimli ortamlarda olmadı diyelim. Savunma makamının sevdiği biridir.” “Deme. Uzman tanık demek. Kötü adamlara çanak tutuyor ha?” Dean başını salladı. “Müvekkilin ne yapmış olursa olsun, kaç kişiyi öldürmüş olursa olsun, O’Donnell hep bir hafifletici neden sunacaktır.”

“Hoyt’a ne diye yazmış ki?” Rizzoli mektubu yeniden okudu. Mektup boyunca derin bir saygı, gösterdiği işbirliğine övgü vardı. Şu Dr. O’Donnell’dan o da hoşlanmamıştı. Sıradaki mektup da O’Donnell’dandı ama bu kez içinde mektup değil üç adet Polaroid vardı. Son derece amatör fotoğraflardı bunlar. İkisi gün ışığında dışarıda, üçüncü de içeride çekilmişti. Rizzoli tüyleri diken diken olmuş, gördüklerine inanamaz halde bakakalmıştı. Aniden geri çekilmesiyle birlikte fotoğraflar da elinden düşmüştü. “Jane? Ne oldu?” “Benim resimlerim,” diye fısıldadı. “Ne?” “Doktor beni takip ediyormuş. Fotoğraflarımı çekiyormuş. Sonra da Hoyt’a göndermiş.” Dean oturduğu yerden kalkıp Rizzoli’nin yanına giderek omzunun üstünden resimlere baktı. “Ben seni göremiyorum…” “İyi bak, iyi bak.” Sokakta park halinde bulunan ko yeşil Honda’yı gösterdi. “Bu benim arabam. “Plaka görünmüyor ama.” “Benim arabamı benden daha mı iyi bileceksin?” Dean Polaroidin arkasını çevirdi.

Resmin arkasına bir gülümseyen surat çizilmiş, altına da şu eklenmişti: Ben arabam. Rizzoli’nin kalbi korkuyla hızlanmaya başlamıştı “Sonrakine de bak,” dedi. Dean ikinci fotoğrafı eline aldı. Bu da gündüz vakti dışarıda çekilmişti ve bir binanın ön cephesini gösteriyordu. Bu binayı sormasına gerek yoktu; geçen gece oradaydı çünkü. Fotoğrafı çevirince şu yazıyı gördü: Benim evim. Ve altında yine aynı gülümseyen surat! Dean üçüncü fotoğrafı da alıp baktı. Bu, bir restoranın içinde çekilmişti. İlk bakışta masalarda oturmuş müşteriler ve masaların arasında, elinde tepsiyle dolaşan bir garson görülüyordu. Resmin solunda yer alan koyu renk saçlı kadını, camdan içeri giren ışık yüzünden karanlık çıkmış olan profilini tanımakta zorluk çekmemişti Rizzoli. Kadını Dean’in de tanıması için bekledi. “Bunun nerede çekildiğini biliyor musun?” diye sordu Dean yumuşak bir sesle. “Starfish Cafe’de.” “Ne zaman?” “Bilmiyorum…” “Sık gittiğin bir yer mi?” “Pazarları giderim sadece. Kahvaltı etmek için. Yani sadece haftada bir gün…” Cümlesini tamamlayamamıştı. Kendi resmine bakıyordu. Arkasına yaslanmış, yüzü aşağıya, önünde açık duran bir gazeteye dönmüştü.

Pazar gazetesiydi herhalde. Pazarları Starfish’de kahvaltı ziyafeti yapmayı seviyordu. Kızarmış ekmek, jambon ve gazete karikatürleri. Bir de peşinde bir avcı. Gözetlendiğini fark etmemişti. Fotoğraflarının çekildiğini. Ve dc kâbuslarında peşini bırakmayan adamın ta kendisine gönderildiğini. Dean Polaroidin arkasını çevirdi. Yine gülen surat çizilmişti. Ve altında, kalp içine alınmış halde tek bir sözcük yazıyordu: Ben. ON ALTI B enim arabam. Benim evim. Ben. Rizzoli Boston’a dönerken öfkeden midesi kasılıyordu. Dean hemen yanında oturmasına rağmen bir kez dönüp bakmamıştı bile. Öfkesi alevlenirken alevlerin onu yiyip bitirmesine göz yumuyordu. Dean arabayı O’Donnell’ın Brattle Sokağı’ndaki adresinin önüne çektiğinde öfkesi daha da derinleşmişti. Rizzoli beyaz badanalı gri panjurlu eve baktı bir süre. Demir dış kapı, özenle biçilmiş çimenli bir bahçeye açılıyordu. Brattle Sokağı’nın standartlarında bile çok şık bir evdi bu. Bir kamu personelinin almayı hayal bile edemeyeceği türden bir yer. Gel gör ki, Warren Hoyt’ları karşısına alan ve sonrasında bu savaşların acısını çekmek zorunda kalan yine kamu personeli oluyor, diye düşündü Rizzoli. Geceleri kapılarını ve pencerelerini kilitlemeden yatamayan, yatınca da hayalet ayak sesleriyle uyanan o oluyordu. O canavarlarla boğuşup acılarına katlanırken bu büyük evde yaşayan kadın aynı canavarlara sempati besleyebiliyor, üstüne üstlük mahkemelere gi

zoli, ısrarla. O’Donnell bu saldmyı karşılamaya çalışırken sessizce Rizzoli’ye bakıyordu. Artık düşmanın Rizzoli olduğunu anlamış, gerekli cevabı vermek üzere oturduğu yerde doğrulup dimdik olmuştu. “Önce size bir soru sormam gerekiyor Dedektif,” diye karşılık verdi O’Donnell. “Bay Hoyt’Ia mektuplaşmalarım neden polisin bu kadar ilgisini çekiyor?” “Cezaevinden kaçtı, biliyorsunuz.” “Evet, haberlerde gördüm tabii. Sonradan Eyalet Polisi de benimle temasa geçti. Warren’in irtibat kurduğu herkesle görüşmüşler.” Warren. Demek senli benli konuşacaklardı. Rizzoli getirdiği büyük, sarı zarfı açıp içinden Polaroid resimleri çıkardı, sonra da Dr. O’Donnell’a verdi. “Bu fotoğrafları Bay Hoyt’a siz mi gönderdiniz?” O’Donnell resimlere şöyle bir baktıktan sonra: “Hayır. Neden?” diye sordu. “Bakmadınız bile.” “Bakmama gerek yok. Nasıl olsa Bay Hoyt’a hiç fotoğraf göndermedim.” “Bunlar hücresinde bulundu. Üzerinde sizin adresiniz vardı.” “O halde resimleri saklamak için benim zarfımı kullanmış.” Polaroidlcri Rizzoli’ye geri uzattı. “Peki ona tam olarak ne gönderiyordunuz?” “Mektuplar. İmzalayıp geri göndermesi için formlar.” “Ne tip formlardı bunlar?” “Okul kayıtlan. Pediatri raporları. Geçmişini incelememe yardımcı olacak bilgiler işte.” “Ona kaç kere yazdınız?”

‘Sanırım dört ya da beş kere.” ‘Peki o size cevap gönderdi mi?” ‘Evet. Mektuplarını sakladım. Size kopyalarını vere! “Kaçtıktan sonra sizinle temasa geçmek istedi mi?” “Öyle bir şey yapmış olsa yetkililere söylemez miydim.’ “Bilemiyorum Dr. O’Donnell. Bay Hoyt’la ilişkinizin mahiyeti hakkında hiçbir fikrim yok çünkü.” “Sadece mektuplaşmaydı. İlişki denemez.” “Ama ona mektup yazdınız. Hem de dört ya da beş kere.” “Ziyaretine de gittim. Merak ediyorsanız görüşmemizi videoya çekmiştim.” “Onunla neden konuşuyordunuz?” “Anlatacağı bir hikâyesi var. Bizlere öğreteceği dersle “Kadınların nasıl doğranacağı gibi mi?” Rizzoli ağz dan çıkanları duyunca kendi de şaşırmış, ama karşısında kadının zırhına ufacık bir delik bile açmayı başaramamış O’Donnell hiç istifini bozmadan cevap verdi: “Siz kanun kuvvetleri olarak sadece sonuçları görüyorsunı Vahşet, şiddet. Bu adamların yaşadıklarının doğal bir sonu olan korkunç suçlar bunlar.” “Peki siz ne görüyorsunuz?” “Geçmişlerini, öncelerini.” “Herhalde mutsuz geçen çocukluklarından kaynaklandığını söyleyeceksiniz.” “Warren’ın çocukluğunu biliyor musunuz?” Rizzoli nabzının yükselmeye başladığını hissediyor Hoyt’un obsesyonlarının kökenleri hakkında konuşmaya niyeti yoktu. “Çocukluğu, kurbanlarının umurunda de Benim de öyle.” “Peki ama biliyor musunuz?” “Son derece normal olduğunu söylemişlerdi. Öyle ki, kadın kesmeyen bir sürü adamdan çok daha iyi bir çocukluk geçirmiş.” “Normal.” Bu söz, O’Donnell’a komik gelmiş gibiydi. Konuşmaya başladıklarından beri ilk defa Dean’e baktı. “Ajan Dean, bir de sizin normal tanımınızı duysak?” Aralarında, henüz bitmemiş bir savaşın izlerini taşıyan bir bakışma oldu.

Tess Gerritsen’in – Çırak (384 Sayfa) adlı e-kitap dosyasını,  PDF formatında indirerek okuyabilirsiniz.


Tess Gerritsen Foto ve Görselleri:


Başka sitelerdeki gibi, aslında reklam sayfasına giden sahte linklerle ya da

“PDF indir” yazan ama hiçbir link vermeyen sitelerle uğraşmak istemiyorsanız,

ekitabı bizden indirin.

İndireceğiniz e kitabın kalitesini yukarıdaki örnek sayfalardan  kontrol edebilirsiniz.

(Link ve açıklama sayfanın en altındadır)


İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:





NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.