Tess Gerritsen – Cerrah Kitabını Ücretsiz Oku indir

Tess Gerritsen Kitapları

Cerrah (Seri katil, Polisiye, Roman)

Ücresiz PDF E kitap / E kitap indir / Oku

KİTABIN BAZI SAYFALARI

Saat dokuza gelmiş, bütün gününü bu toplantı odasında geçirmişti. Elinde kaset, ne yapması gerektiğini tarttı. Singer’ın kapının eşiğinde durmuş, onu izlediğini fark etmesi birkaç saniye sürdü. “Aman Tanrım. Hâlâ buradasın demek” dedi Singer. “Daha gözden geçireceğim bir sürü şey var.” “Bütün kasetleri bitirdin mi?” “Bunun dışında, hepsini.” Singer etikete baktı. “Cordell.” “Evet.” “Haydi, oynat istersen. Bakarsın, ayrıntıları unutmamışımdır.” Moore kaseti videoya sokup düğmeye bastı. Catherine’in evine, cepheden bakıyorlardı. Geceydi. Hem verandadaki, hem de içerideki tüm ışıklar yanıyordu.

Kaydı yapanın tarihi ve saati sabaha karşı iki vermesini ve adını söylemesini dinledi. Kameraman yine herkesin en sevdiği videocu olduğu anlaşılan Spiro Pataki’ydi. Moore arka planda bir sürü gürültü duydu, insan sesleri, uzaklaşıp giden bir siren. Pataki her zamanki gibi çevreyi görüntüleyince, Moore olay yeri şeritlerinin üzerinden bakan, yüzleri sokağa park etmiş polis arabalarının ışıklarıyla aydınlanmış ciddi bakışlı komşulardan bir grup gördü. Gecenin kaçı olduğunu düşününce, bu kadar kalabalığın toplanmasına şaşırdı. Bunca komşunun uyanması için, bayağı bir gürültü çıkmış olmalıydı. Pataki eve dönüp ön kapıya yaklaştı. “Tabanca sesleri” dedi Singer. “İlk aldığımız ihbar, buydu. Sokağın karşı tarafında oturan kadın ilk ateş sesini, uzun bir aradan sonra da ikincisini duymuş. Dokuz yüz on biri aramış. Olay yerine ilk polis memuru telefondan yedi dakika sonra vardı. Ambulans iki dakika sonra çağrıldı.” Moore sokağın karşı tarafında oturan, pencereden ona bakan kadını hatırladı. “Komşunun ifadesini okudum” dedi Moore. “Evin ön kapısından çıkan kimse görmediğini söylemiş.” “Doğru. Sadece iki el silah sesi duymuş. Birincisini duyunca yatağından kalkıp pencereden bakmış.

Sonra, belki beş dakikalık bir sessizliğin ardından, ikinci patlamayı duymuş.” Beş dakika, diye düşündü Moore. Bu süreyi nasıl açıklayacağız? Ekranda, kamera ön kapıdan geçmiş, artık evin içine girmişti. Moore bir dolap, dolabın açık kapısından da askılara asılmış birkaç palto, bir şemsiye ve bir elektrik süpürgesi gördü. Kamera yeniden döndü ve oturma odasını göstermek için çevreyi taradı. Kanepenin yanındaki sehpanın üzerinde biri hâlâ biraya benzer bir sıvıyla dolu iki bardak duruyordu. “Cordell adamı içeri almış” dedi Singer. “Birkaç kadeh içmişler. Cordell sonra tuvalete gitmiş, dönüp birasını bitirmiş. Rohypnol’ün etkisini göstermesi bir saat almış.” Belli belirsiz bir çiçek deseninin hâkim olduğu kanepe, açık kırmızıydı. Moore Catherine’i hiç çiçek desenli kumaş tercih edebilecek bir kadın olarak görmemişti, ama kanepe oradaydı işte. Perdelerde, koltuğun üzerindeki minderlerde çiçek desenleri vardı.

Renkler. Savannah’da, bir sürü rengin ortasında yaşamıştı. Rohypnol usulca midesinden kanına karışırken onu kanepede oturmuş, Andrew Capra’nın iş hakkındaki endişelerini anlayışla dinlerken canlandırdı. İlaç molekülleri beyne giden yolu bulurken. Capra’nın sesi derinleşmeye başlarken. Şimdi artık mutfağa doğru ilerliyorlar, kamera evin her köşesini tarıyor, her odayı o cumartesi sabahı saat ikide buldukları haliyle gösteriyordu. Mutfak eviyesinde tek bir su bardağı görünüyordu. Moore birden öne eğildi. “Şu bardak, bardaktan tükürük DNA’sı aldınız mı?” “Neden alacaktık?” “O bardaktan kimin içtiğini biliyor musun?”

“İlk polis memuru oraya vardığında, evde sadece iki kişi vardı. Capra ve Cordell.” “Sehpada iki bardak gördüm. Üçüncü bardaktan kim içti?” “Ne bileyim ben, belki de sabahtan beri orada duruyordu. Bulduğumuz koşulların içinde, hiç önemi yok.” Kamera mutfağı taramayı tamamlamış, koridora yönelmişti. Moore uzaktan kumandayı alıp kaseti geri sardı. Görüntüyü mutfak sahnesinin başına döndürdü. “Ne?” dedi Singer. Moore cevap vermedi. Öne eğildi, ekrandan bir kez daha geçen görüntüleri yakından izledi. Meyve biçiminde mıknatıslarla süslü buzdolabı. Mutfak tezgâhının üzerinde un ve şeker kavanozları. İçinde tek bir su bardağının durduğu eviye. Ardından kamera mutfak kapısını süpürüp koridora yöneldi. Moore kaseti bir kez daha geri sarmaya başladı. “Ne arıyorsun?” dedi Singer. Kaset su bardağının üzerinde durdu. Kamera koridora doğru dönmeye başladı.

Moore videoyu durdurdu. “Bunu” dedi. “Mutfak kapısını. Nereye açılıyor?” “Şeyy… Arka bahçeye. Çimlere çıkıyor.” “Arka bahçenin ötesinde ne var peki?” “Komşu bahçe. Bir dizi ev.” “Komşu bahçenin sahibiyle konuştun mu? Tabanca seslerini duymuş mu?” “Ne fark eder ki?” Moore ayağa kalkıp televizyonun yanına yürüdü. “Mutfak kapısı” dedi parmağıyla ekrana vurarak. “Üzerinde zincir var. Takılı değil.” Singer durakladı. “Ama kapı kilitli. Tokmağın üzerindeki düğmenin duruşunu görmüyor musun?” “Doğru. Bu çıkarken basıp, kapıyı insanın ardından kilitleyen düğmelerden.” “Ne demek istiyorsun?” “Cordell neden düğmeye bastıktan sonra zinciri takmasın? Gece olunca kapısını kilitleyen herkes her ikisini de yapar. Hem zinciri takar hem de düğmeye basar. Oysa Cordell ikinci adımı atlamış.” “Belki de unutmuştur.” “Savannah’da üç kadın öldürülmüş.

Yatağının altında bir tabanca saklayacak kadar korkuyor. Unutmuş olacağını sanmam.” Singer’a baktı. “Belki de biri bu mutfak kapısından dışarı çıktı.” “Evde sadece iki kişi vardı. Cordell ve Capra” Moore ne söylemesi gerektiğini düşündü. Tümüyle açık konuşmakla ne kazanacağını, ne kaybedeceğini hesaplamaya çalıştı. Singer konuşmanın nereye varacağını çoktan anlamıştı. “Capra’nın bir suç ortağı vardı diyorsun, öyle mi?” “Evet.” “Bu, takılmamış tek bir zincirden çıkarılamayacak kadar büyük bir sonuç.” “Dahası da var” dedi Moore derin bir soluk alarak. “Cordell saldırıya uğradığı gece, evde başka bir ses daha duymuş. Capra’yla konuşan birinin sesini.” “Bana bundan hiç bahsetmedi.” “Adlî Tıp’ta yapılan bir hipnoz seansında anlattı.” “Bunu destekleyecek bir psikolog da var mı?” dedi Singer bir kahkaha patlatarak. “Çünkü o zaman gerçekten inanırım.” “Cerrah’ın Capra’nın yöntemlerini neden bu kadar iyi tanıdığını açıklıyor.

O ikisi birlikte çalışıyorlardı. Ve Cerrah vasiyeti hayatta kalan tek kurbanın peşine düşecek kadar sürdürüyor.” “Dünya kadın dolu. Neden onu seçsin ki?” “Yarım kalmış iş.” “Doğru ya, tabiî, ama benim daha iyi bir öyküm var.” Singer oturduğu iskemleden kalktı. “Cordell mutfak kapısının zincirini takmayı unuttu. Boston’daki sizin adam da gazetelerde okuduklarını taklit ediyor. Ve sizin Adlî Tıp hipnotizmacınız da yanlış anılar çıkardı.” Kafasını sallayarak kapıya yöneldi. Giderken de alaycı bir sesle, “Gerçek katili bulduğunda, bana da haber ver” diye seslendi. Moore bu konuşmanın kendisini rahatsız etmesine sadece kısa bir süre izin verdi. Singer’ın bu soruşturmayla ilgili yaptığı çalışmayı savunduğunu, kuşkulu davrandığı için adamı suçlayamayacağını biliyordu. Kendi içgüdülerinden şüphelenmeye başlamıştı.

Savannah’ya suç ortağı kuramını kanıtlamaya ya da çürütmeye gelmiş, ne var ki şu ana kadar iki görüşten birini destekleyecek en ufak bir ipucu bulamamıştı. Dikkatini televizyonun ekranına verip kaseti oynattı. Kamera mutfaktan çıktı, koridorda ilerlemeye başladı. Banyoya bakmak için kısa bir duraklama, pembe havlular, üstü rengârenk balıklarla dolu bir duş perdesi. Moore’un elleri terlemişti. Bundan sonra gelecekleri izleyeceği için dehşete düşüyor, ama gözünü ekrandan ayıramıyordu. Kamera banyodan ayrılıp yeniden koridora döndü, duvara asılı tablonun, suluboya pembe şakayık resminin önünden geçti. Olay yerine ilk gelen polisler ahşap zeminin üzerinde kanlı ayak izleri bırakmış, arkasından gelen telaşlı ambulans personeli de izleri daha da yaymıştı. Geriye kıpkırmızı, karmakarışık bir soyutlama kalmıştı. Karşıda bir kapı görünüyor, görüntü kamerayı taşıyan sarsak el yüzünden titriyordu. Kamera şimdi yatak odasına girmişti.

Moore midesinin bulanmaya başladığını hissetti, daha önce tanık olduğu cinayet sahnelerinden daha korkunç görüntülere baktığı için değil. Hayır, o odada acı çeken kadını tanıdığı, çok önem verdiği için, duyduğu dehşet çok daha sarsıcıydı. Catherine’in odasının durağan fotoğraflarını incelemiş, ama o fotoğraflar bu video kaset kadar korkunç bir görüntü aktarmamıştı. Videoda Catherine görünmemesine rağmen –çoktan hastaneye kaldırılmıştı– katlandığı işkence televizyon ekranından yüzüne haykırıyordu. Yatağın dört köşesinde, el ve ayak bileklerini bağlayan naylon ipi gördü. Komodinin üzerinde kalmış cerrah aletlerini, neşter ve ekartör. Bütün bunları görmenin etkisi öylesine güçlü oldu ki, yüzüne şiddetli bir yumruk yemiş gibi, iskemlesinde arkaya kaykıldı. Kamera sonunda yerde yatan Andrew Capra’ya döndüğünde, içinde ancak çok hafif bir heyecan duydu, saniyeler önce gördüklerinden uyuşmuştu bile. Capra’nın karnındaki yara çok kanamış, göğsünün altında büyükçe bir kan birikintisi oluşturmuştu. Ölümcül darbeyi, gözbebeğine saplanan ikinci kurşundan almış görünüyordu. Silah sesleri arasındaki beş dakikalık boşluğu hatırladı. Gördüğü ceset böylesi bir zamanlamayı doğruluyordu. Biriken kana göre, Capra en aşağı birkaç dakika boyunca hayatta kalıp kan kaybetmiş olmalıydı.

Kaset sona erdi. Bir süre boş ekrana baktı, sonra da uğradığı felçten silkinerek kurtulup, videoyu kapattı. İskemlesinden kalkamayacak kadar bitkin hissediyordu kendini. Sonunda kalktığında, tek düşüncesi buradan kaçmak oldu. Atlanta soruşturmasına ait fotokopilerin bulunduğu kutuyu aldı. Kutudaki belgeler Atlanta’da dosyalanmış olanların orijinali değil, kopyaları olduğundan, istediği yerde inceleyebilirdi. Otele döndüğünde, önce duşa girdi, sonra oda servisine ısmarladığı hamburgeri ve kızarmış patatesleri yedi. Gevşemek için, kendine bir saatlik bir televizyon izni verdi. Oysa kanallar arasında gezindiği bütün süre boyunca, eli Catherine’e telefon etmek için sabırsızlanıyordu. Son cinayet mahalli kasetini izlemekle genç kadının peşinde ne tür bir canavar olduğunu hatırlamış, huzuru kaçmıştı.

Telefonu iki kez eline aldı, her iki seferde de yerine bıraktı. Telefonu bir kere daha kaldırdı, bu kez parmakları kendiliğinden harekete geçti, iyi bildiği numarayı ezberden tuşladı. Dört zil sesinden sonra, Catherine’in telesekreterine ulaştı. Mesaj bırakmadan, telefonu kapattı. Kararlılığının bu kadar kolay yıkılmasından utanarak, telefona bakakaldı. Kendi kendine içgüdülerini gemleme sözü vermiş, Marquette’in isteğine uyarak soruşturmanın sonuna kadar genç kadından uzak durmayı kabullenmişti. Bütün bunlar bittiğinde, aramızdakileri bir şekilde telafi ederim. Masanın üzerine yığdığı Atlanta belgelerine baktı. Geceyarısı olmasına rağmen hâlâ çalışmaya başlamamıştı. İçini çekti, Atlanta kutusundaki ilk dosyayı açtı. Dora Ciccone soruşturmasını, Capra’nın ilk kurbanının dosyasını okumak, pek zevkli bir iş değildi. Singer’ın raporunda özetlenmiş genel ayrıntılardan haberdardı. Oysa Atlanta’dan gelen ham raporları okumadığından, şimdi zaman içinde bir yolculuk yapıyor, Andrew Capra’nın erken dönem eserini inceliyordu. Her şey orada başlamıştı. Atlanta’da. Önce ilk cinayet raporunu okudu, ardından sorgu dosyalarına geçti. Ciccone’nin komşularının, hayattayken son kez göründüğü bardaki barmenin ve cesedini bulan kız arkadaşının ifadelerini okudu. Kutuda bir de kuşkuluların listesi ile fotoğrafları vardı. Capra’nın adının görünmediği bir liste.

Dora Ciccone, Emory Üniversitesi’nde okuyan, yirmi iki yaşında bir lisansüstü öğrencisiydi. Öldüğü gece en son geceyarısına doğru, La Cantina’da Margarita’sını yudumlarken görülmüştü. Kırk saat sonra cesedi evinde, çırılçıplak ve naylon iple yatağına bağlanmış bulundu. Rahmi çıkarılmış, gırtlağı kesilmişti. Polis zaman çizelgesine baktı. Atlantalı dedektifin bir iç koşulu yerine getirmek amacıyla hazırladığı, kargacık burgacık bir yazıyla yazılmış, kaba bir çizelgeydi. O sayfalarda neredeyse başarısızlığın kokusunu soluyor, dedektifin el yazısından adamın keyifsizliğini görüyordu. Yirmi dört saati aştığında, sonra olayın üzerinden bir hafta, bir ay geçip de hâlâ sağlam bir ipucuna ulaşılmadığı soruşturmalarda insanın göğsünü sıkıştıran o ağır duyguyu o da yakından tatmıştı. Atlantalı dedektifin de durumu aynıydı, çünkü elinde hiçbir şey yoktu. Dora Ciccone cinayeti faili meçhul kalmıştı. Otopsi raporunu açtı. Dora Ciccone cinayetindeki kasaplık çabukluk ve beceri bakımından Capra’nın daha sonraki katliamlarına hiç benzemiyordu. Zikzak şeklindeki kesikler, Capra’nın karınaltını tek bir neşter darbesiyle kesmek için gerekli güvenden yoksun olduğunu gösteriyordu. Tam tersine tereddüt etmiş, bıçağı çekmiş, deriyi doğramıştı. Deri tabakasını geçtikten sonra daha da amatörce davranmış, ganimetini çekip çıkarırken neşterle hem mesaneyi, hem de bağırsakları zedelemişti. Burada, ilk kurbanında, damarları bağlamak için dikiş de kullanamamıştı. Kanama yoğun olmuş, anatomik nirengi noktaları gittikçe yükselen kızıllığın içinde boğuldukça, Capra da körlemesine çalışmak zorunda kalmıştı. Beceriyle yapılmış tek hareket, son ve öldürücü bıçak darbesiydi.

Sanki açlığını bastırıp çılgınlığı yatışınca sonunda kontrolü ele almış ve işini soğukkanlı bir beceriklilikle tamamlamak istiyormuş gibi, boynu soldan sağa tek bir neşter darbesiyle kesmişti. Moore otopsi raporunu bir kenara bırakınca, yanındaki tepsinin üzerindeki yemek artıklarını gördü. Birden midesi bulandı, tepsiyi tuttuğu gibi kapıya kadar götürdü ve dışarıya, koridora bıraktı. Sonra masanın başına döndü ve Cinayet Masası laboratuar raporlarını içeren dosyayı açtı. Birinci kâğıt mikroskop görüntüsüydü, ‘Kurbanın vajina boşluğundan alınan örnekte spermatazoid belirlendi.’ Spermin DNA analizinin daha sonra Capra’nınkine eş sonuçlar vereceğini biliyordu. Dora Ciccone’yi öldürmeden önce, bir de tecavüz etmişti.

Tess Gerritsen’in – Cerrah (376 Sayfa) adlı e-kitap dosyasını,  PDF formatında indirerek okuyabilirsiniz.


Tess Gerritsen Foto ve Görselleri:


Başka sitelerdeki gibi, aslında reklam sayfasına giden sahte linklerle ya da

“PDF indir” yazan ama hiçbir link vermeyen sitelerle uğraşmak istemiyorsanız,

ekitabı bizden indirin.

İndireceğiniz e kitabın kalitesini yukarıdaki örnek sayfalardan  kontrol edebilirsiniz.

(Link ve açıklama sayfanın en altındadır)


İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:







Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code