Jean Christophe Grange Koloni Kitabını Pdf Oku

Jean-Christophe Grangé Kitapları

Koloni

PDF E kitap / E kitap indir / Oku

 

Jean Christophe Grange Kitapları – Koloni‘dan bir bölüm oku

Araştırmacı odanın dört bir yanım sarmış çekmecelere doğru ilerledi:
—Bu arşiv, kötülüğün yeniden doğusuyla ilgili birçok belgeyi barındırıyor. Neonaziler her yerde. Nazizm sürekli çocuk yapıyor ve bundan da asla vazgeçmeyecekler. Burada sadece bazı olaylardan kıssadan hisse çıkarmaya çalışıyoruz.
Kasdan çekmecelere baktı. Bir an kendim, içinde iğrenç yaratıklar barındıran üstü kapalı akvaryumlarla kuşatılmış gibi hissetti. Ya da virüslerle, korkunç mikroplarla dolu kavanozlarla Bokobza, enfeksiyon odaklarını gözetleyen bir kötülük bekçisiydi.
-Tüm bunlarla yaşamayı nasıl becerebiliyorsunuz?
—Ben bir insanım ve insanlar arasında yaşıyorum. Hepsi bu.
—Anlamıyorum.
Bokobza ona doğru döndü ve yorgun bir gülümsemeyle baktı:
-Başka bir odada, size, İsrail milislerinin Filistinli bir yeniyetmenin kollarını ve bacaklarım taşlarla kırarken gösteren bir filmi izlettirebilirim. Kin, bu dünyada en iyi paylaşılan yetenektir.
— Sizi hâlâ anlayamıyorum.
Araştırmacı kollarını göğsünde kavuşturdu. Gülümsemesi yüzünde asılı kalmıştı. Bir sarkıtın ucundaki donmuş damlaya benziyordu.
– Üzücü olan, diye devam etti Bokobza, ne Nazizm’in ortaya çıkmış olması, tüm insanlığı kirletmesi ve milyonlarca insan katletmesi. Ne de, günümüzde bile bu canavarlığın dünyanın her köşesinde varlığını sürdürmesi. Asıl üzücü olan, her birimizin içinde bir nazinin bulunmasa, istisnasız hepimizin.
44
Saat 17:00 olmuştu ve Volokine hâlâ internet kafedeydi. Avukatı bulmak onun için sorun olmamıştı. Otuz dakika içinde adamın yerini bulmuştu.
Önce İnsan hakları savunucularının sitelerine, özellikle de Latin Amerika diktatörlükleri dönemindeki kayıplarla ilgili sitelere ulaşmıştı. Şili rejimine karşı açılan dava dosyalarında adlan geçen Fransız avukatlarının ve yargıçlarının listesini çıkarmışta. Ardından France Telecomla temas kurmuş, kararlı bir ses tonuyla kendini tanıtarak polis olduğunu söylemişti. Sonra elde ettiği her numarayı, evinden (günlerden pazardı) veya cep telefonundan, Noel
alışverişinin tam ortasında aramışta.
Sekizinci aramada, Paris Barosu’na kayıtlı, insanlık suçları konusunda uzman, özellikle de Uluslararası Ceza Mahkemesinde eski Yugoslavya ve Ruanda dosyalarıyla ilgili çalışmaları sürdüren Avukat Genevi-eve Harova’ya ulaşmıştı.
-Wilhelm Goetz bana telefon etti, evet, demişti avukat hanım, kuaförde olduğunu da belirtmişti bu arada.
-Ne zaman?
-Yaklaşık on gün önce.
-Hangi konuyla ilgili olarak aradığım söyledi mi?
-Bir tanıklık, kendi arzusuyla. Şili’deki işkenceler, kayıplar, cinayetlerle doğrudan bağlantısı olan kişilere karşı.
Kadın, küçümseyici ve sabırsız bir ses tonuyla konuşuyordu. Arkadan kuaför salonlarına has karakteristik gürültüler geliyordu* Makas sesleri. Kurutma makinelerinin gürültüsü. Mırıltılar.
-Peki, sizi neden aradı?
-Buna benzer birçok davayla ilgilendim, özellikle de 1973-1978yılları arasında kaybolmuş Fransız uyruklularla ilgili davalar.
-Şüpheliler listesindeki isimler?
-General Pinochet ana hedefimizdi. “Hedefimizdi” çünkü öldü. Askeri birliklerin komutanları DİNA’nın şefleri.
-Bana isimlerini verebilir misiniz? –
109»
– Yaklaşık otuz kışı
Volokine e-posta adresini verdi ve avukattan Noel yemeğinden önce bu listeyi yollamasını rica etti.
-»Size başka şey söyledi mi?
– Pek söyledi denemez. Bu tür konuları konuşmak için yüz yüzegelmemiz gerekiyordu. Onun hikâyesine inanmak konusunda tereddütlerim vardı. Siz de bilirsiniz, benzer çok sayıda başvuru alıyoruz. Gereksiz yere hapse atılmış, işkence görmüş birçok kadın, erkek var. Ama bir İşkencecinin tanıklığı ender rastlanan
bir şeydir. Goetz, kendini yaptıklarından pişman olmuş bir İşkenceci olarak tanıtmışta. Tanıklığı son derece önemli olabilirdi Yada tamamen düzmece birşeydi.
-Telefonda, bizzat katıldığı işkencelerle ilgili bir şey söyledi mi?
-Hayır. Sadece son derece tuhaf bir şeyden bahsetti. -Nedir?
-“Cinayetler devam ediyor” dedi. Sanki bugünkü suçlar hakkında bilgisi varmış gibi konuşuyordu.


Jean Christophe Grange Foto ve Görselleri:


Başka sitelerdeki gibi, aslında reklam sayfasına giden sahte linklerle ya da

“PDF indir” yazan ama hiçbir link vermeyen sitelerle uğraşmak istemiyorsanız,

ekitabı bizden indirin.

İndireceğiniz e kitabın kalitesini yukarıdaki örnek sayfalardan  kontrol edebilirsiniz.

(Link ve açıklama sayfanın en altındadır)


İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

Koloni PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


Jean Christophe Grange Koloni ekitabının PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:





NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.


Jean Christophe Grange‘nin  Koloni adlı e-kitap dosyasını,  PDF formatında indirerek okuyabilirsiniz.

– Biliyorsunuz, Nazilerin kökenlerle ilgili sorunları vardı, saf ırk ve tüm şu saçmalıklar. Bu konuda, özel bir takıntıları vardı: Dağ. Onların gözünde, dağ en üstün soyların mekânıydı. Saflığın ve yüceliğin mekânı. Reichsführer Heinrich Himmler, SSlerin lideri, o dönemde, pagan
ayinleri ile kayıp uygarlıkların varlığını iddia eden kaçık inançları harmanlayarak dünya tarihini yeniden yazma gayretindeki sözüm ona uzmanlardan oluşan bir üçkâğıtçılar gurubunu yönetiyordu. Hatta bir teori bile geliştirmişlerdi, bu teoriye göre Ari ırkın ataları buzun içinde donmuş haldeydi ve düşen yıldırımla buzdan kurtulmuşlardı. Bu bağlama göre de, çok yükseklerde saf bir yaşam süren Tibetliler, buzdan çıkan
bu Lohengrinlerin olası kuzenleriydi. Gidip yerinde doğrulamak gerekiyordu… Schafer gezisi işte buydu.
Bir “klik” sesi duyuldu. Yeni bir diyapozitif perdede belirdi. Batılılar ve Tibetliler, alçak bir masanın çevresinde, yerde oturuyordu. Tam ortalarında, sakin görünümlü sakallı bir adam duruyordu…
– Ortadaki, Ernst Schafer, zoolog, ırk bilimci, sözüm ona Ari ırk uzmanı. Yanındaki ise, tüm zamanım kafatası Ölçmekle ve Tibetlilerin saflığım “test etmekte geçiren Bruno Berger. Eğer sonu kötü bitmemiş olsa, bu maceranın komik bir tarafı da vardı. Size hemen kötü sonu söyleyeyim; tüm ailem Auschwitz’de kayboldu. Solda, iki Tibetlinin arasında Hartmann’ı görüyoruz. Sakal bırakmış.
Kasdan, Himalaya evlerini süsleyen gamalı haçları ve SS ibaretlerini hemen fark etmişti. Şaşırtıcı bir durumdu. Dört bin metre yükseklikte nazi iğrençliği…
-Hartmann’ın, diye sordu, bu gezide işi ne?
-Müzikle ilgileniyordu. Yani Tibet müziğiyle. Hem konservatuvar mezunu hem de Hitlerciydi. İdeal bir profil. Gezinin belgeleri arasında notları bulundu. Hartmann Tibet’te gerçek bir şok yaşadı. Beklenmedik bir şey. Tam olarak ne,bilinmiyor. Döndükten sonra, artık kendini ne müzisyen ne de müzikolog olarak görüyordu, bir araştırmacıydı. Sesler, titreşimler, insan sesi Üzerinde çalışacaktı.
-Ne zaman döndüler?
-1940’ta,
Bokobza slayt haznesine yeni bir diyapozitif sürdü. Barakalar. Gardiyanlar. Çuval bezinden giysiler içinde hayalet gibi dolaşan insanlar. Bir toplama kampı.
-Hartmann araştırmalarına başlayacak zamanı bulamadı. Savaş yıllarıydı ve daima güçlünün yanında yer alan genç adam, danışman olarak kamplara gönderildi.
-Hangi görevle?
—Mahkûmların müzik faaliyetleri için. Nazilerin bir diğer takıntısı da müzikti. Her yerde müzik vardı. Esirler ölüm trenlerinden inerken bandoyla karşılanıyordu. Çalışırlarken şarkılar çalınıyordu. Müzikle işkence ediliyordu. Doğu Avrupa ülkelerindeki Yahudi siviller toplu halde öldürülürken fonda, hoparlörlerden yayılan müzik vardı. Şüphesiz bunun adına “Alman ruhu” diyorlardı…
Kasdan, Peter Hansen’in, şu işkenceden geçmiş adamın, cerrahi müdahalelere eşlik eden koro hakkında söylediklerini ve Condeau-Marie’nin anlattıklarını düşündü: Hartmann’ın müzik ile işkenceyi bağdaştırmadaki ısrarım. Her şey nazi gaddarlığından doğmuştu.
Bokobza makineye yeni bir diye sürdü. Başka bir kamp. Yine yan yana sıralanmış barakalar, yine aynı
ölüm kokusu…
—Hartmann önce Terezin Kampında çalıştı. Daha önce adını duydunuz mu?
—Evet. Ama bilgilerimi tazelerseniz karşı çıkmam.
—Theresienstadt, Çekoslovakya’da bir kamp, nazilerin en Ölümcül yalanlarından biri. Kızılhaç komisyonlarının üyelerine ve diplomatlara gösterdikleri ve bütün kampların bu tip “Yahudi kolonileri” biçiminde oluşturulduğu konusunda onları iknaya çalıştıkları örnek kamp, bir vitrin. Sanatsal etkinlikler, daha az yorucu işler… Terezin çok ünlüydü, çünkü Yahudi sanatçıların kaymak tabakası buradaydı. Bazı kompozitörler en meşhur eserlerini burada besteledi. Robert Desnos, Fransız şair, burada Öldü. Aslında Terezin, Auschwitz’ten önceki son duraktı. Zaten Hartmann da Auschwitz’e buradan gitti.
-Kamplardaki katliamlara tanık oldu mu? Araştırmacı hüzünlü bir şekilde gülümsedi:
—Hem de çok yalandan. Sahte duşlardan önce gerçek duşlar, deri gözeneklerinin daha iyi açılması ve gazın daha iyi nüfuz etmesi için. On dakika sonra açılan kapaktan çıkarılan cesetler yakılmaya yollanıyordu. Annelerinin memelerini emen bebekler bazen ölmemiş oluyordu, kafalarına sıkılan bir kurşunla işleri bitiriliyordu…
Seri bir hareketle Bokobza yeni bir diyapozitif yerleştirdi. Lahit biçimindeki fırınların önündeki insan külleri.
Zamansızlıktan veya yersizlikten canlı canlı yakılmış veya toprağa gömülmüş çocuklar…
İsrailli büyük bir öfkeyle projeksiyon makinesiyle oynuyordu. Sesi gitgide sertleşiyordu:
Binlerce ceset buldozerlerle taşınarak toplu mezarlara atıldı! Alman deniz alfalarında döşemelik olarak kullanılmak üzere cesetlerin saçları kesildi.