Orta Asya'nın Bozkırlarından Avrupa'nın Kapılarına Kapak

İlber Ortaylı – Türklerin Tarihi – Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına – PDF İndir

İlber Ortaylı Kitapları

Türklerin Tarihi – Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına (Osmanlı – Tarih Kitabı)

Ücresiz EPUB – PDF – E kitap / E kitap indir / Oku

KİTABIN BAZI SAYFALARI

Ormanlılara geçmeden önce Asya’daki gelişmelere bir göz atalım. Orta Asya’da Harezm bölgesinde bir Türk devleti olan Harezmşahar var, 1230 yılında yıkılıyor. Bu, Osmanlı’nın da doğuşuna çok yakın bir tarih… Medeniyet bakımından Türk tarihi için çok önemli bir devlet olan Harezmşahlar, Moğollar tarafından Maveraünnehir havzasına itildiler. Kullandıkları dil hemen hemen Anadolu Türkçesidir. Devletin merkezi olan ve bugün Özbekistan sınırları içinde bu lunan Hiva’ya gittiğiniz zaman nefis bir şehirle karşılaşırsınız. Orada bir anda Özbek Türkçesinden Anadolu Türkçesine geçilir.

Bu ilginç durumun bir benzerine Sincan’da, Doğu Türkistan’da da rastlarsınız. Dil, yeme içme ve çarşı pazar âdetleri, iyi gelenek kötü gelenek ve âdetler Anadolu’ya çok benzerdir. Harezmşahlar Devletinin son hükümdarı Celaleddin Harezmşah’m Anadolu’ya gelme gibi bir düşüncesi var mıydı? Celaleddin Harezmşah Orta Asya’daki topraklarını kaybettikten sonra Küçük Asya’da, Anadolu’da hâkimiyet kurmak istedi fakat o noktada Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad Osmanlıları yanına aldı. O sırada genç olan Ertuğrul Gazi’yle birlikte Harezmşahları yenip yeniden bir otorite tesis etti.

Karadeniz bölgesi Roma, Bizans, Türkler arasında tarih boyunca nasıl şekillenmiştir? Doğu Karadeniz bölgesi, Kafkasya’da ne kadar etnisite varsa hepsinin yığıldığı bir yer; Gürcüler, Ermeniler, Helenler, Helen olmadıkları hâlde Helence konuşanlar… Karadeniz bölgesi işte böyle karışık bir yerdir. 1204 faciasından sonra Komnen hanedanı buraya sığınıyor. Karadeniz bölgesindeki karışık ırk ve klanlar 1461 ’deki Osmanlı fethinden sonra süratle ihtida etmişlerdir. Burada; Bosna ve Arnavutluk’taki gibi koyu bir Müslümanlaşma söz konusudur.

Ünye isminin “Hunya”dan geldiği söyleniyor. Bundan emin değilim; bu tip durumlarda başlangıç noktası İslam Ansiklopedisi ve oradaki bibliyografya olmalı. Çapraz okuma yapmadan meselelerin öğrenilmesi çok zor… İlk kaynaklarda Osmanlılar nasıl anlatılıyor? Osmanlı tarihinin ilk kaynakları maalesef 15. asırda verilmiştir. Devlet kurulmuş, 14. asır boyunca hiç de yabana atılmayacak bir ilerleme yaşanmış, ortaya bir Balkan imparatorluğu çıkmış, 1402’de Ankara Savaşı’nın ardından önce bir dağılma ve akabinde şahane bir toparlanma gerçekleşmiştir. Fakat ilk vakayinamelerimiz II. Murad, II. Mehmed (Fatih) ve sonrasına aittir. Maalesef kuruluş meşakkatini ve ideolojisini gerçek zamanlı olarak veren tarih kaynaklarımız mevcut değil. Tevârih i Âl i Osman gibi yazarı belli olmayan kaynaklarımız da büyük ölçüde vakayinamelerle paralellik gösteriyor. Onlarda da bir tarih izdüşümüne ya kısmen rastlanıyor ya hiç rastlanmıyor. Bu, Osmanlı tarih yazıcılığını uğraştıran çetin bir meseledir. Osmanlı belgelerinin ilk dönemi hakkında çok tartışmalar var.

Bugün ilk Osmanlı vakayinamelerine sansasyonel değerlendirmelerle yaklaşanlar var; “Hepsi uydurma ve efsanedir, çünkü 15. asırda, imparatorluk çağında yazılmış tarihlerdir” diyorlar. Kimi de vakayinamelerin birbirini tutmadığını iddia ediyor. O zaman burada ciddi bir araştırma söz konusu olmalı. Maalesef toponomi araştırmaları Halil İnalcık’tan sonra ciddiyetle devam etmedi. Kaldı ki arkeolojik muasır tarihçilik metotlarına da başvurmamız gerekiyor. Osmanlı arkeolojisi konusuna Macarlar başladılar; Pal Fodor, Geza David gibi Osmanlı tarihçileri Macaristan’daki Osmanlı hâkimiyetini tesbit etmek için çeşitli arkeolojik çalışmalar yaptılar. Türkiye’de de Halil İnalcık’la başlayan çalışmaları Heath Lowry, Feridun Emecen devam ettiriyor. Bunları çok geniş ölçüde ele alıp değerlendirmemiz gerektiği ortada…

İnalcık’ın yaptığı toponomi tetkiklerinin metinlerle ne kadar bağdaşıp bağdaşmadığını ileride göreceğiz. Her halükârda şimdikinden daha sarih ve tashih edilmiş bir bilgi bütünü olduğu açık… 21. yüzyıl Osmanistleri, Halil İnalcık’ı her zamankinden daha çok okumak ve izlemek durumundadır. Peki o hâlde ne yapmak gerekiyor? Osmanlı tarihlerinin 15. asırda yazılmaya başlanması, bizim tarihimizi bulamayacağımız anlamına gelmez. Bizans kroniklerinden de kıymetli Venedik, Cenova ve Papalık arşivleri var. Venedik’in bailosu, Cenova’nın podestası, Katolik misyonerler rapor yazmak zorundalar (relazione)… Söz konusu raporlar arşivlerde duruyor.

Genç nesil Türk tarihçileri buraya girmedikçe Osmanlı’nın kuruluşu ve bilhassa Beylikler Dönemi’nin tarihi temelli biçimde yazılamaz. En zengin ve düzenli arşiv de Vatikan’dakidir. Vatikan arşivleri fragmanlar hâlinde değildir, sistematik ve düzenlidir. Buradaki bilgiler, kronolojik olarak takip edebileceğiniz bir dünya çizmektedir, bu dünya içinde Akdeniz devletleri önemli yer tutar. Turkologlanmızın Akdeniz i incelemesi mi gerekiyor? Elbette, dünyadaki Türkologların belli bir kısmı; Volga boyunu, Kuzey Kafkasları, Orta Asya’nın kuzeyindeki Türk kabilelerini incelemeye meraklıdır.

Akdeniz imparatorluğu olduğu için Osmanlılar onların pek ilgisini çekmez. Kırım Hanlığı için de aynı durum söz konusudur. Hanlık, Karadeniz kıyısında ama müesseseleri itibariyle Akdeniz dünyası içinde… Türkologlar Akdeniz dünyasını ilgi çekici bulmuyor, çünkü tarihçilikte, incelediğin konunun tadına varman lazım. Bizimkilerin de bileni bilmeyeni Asya ve Volga’ya takılıyor; bu iyi ama Akdeniz ülkesi ve imparatorluğumuzun varisi olduğumuzu idrak etmeliyiz. Kayı boyu Horasandan mı gelmiştir? Türklerin hepsinin Horasan üzerinden geldiği söyleniyor.

Gerçek şu; etnik bakımdan toponomi araştırmaları kadar tesbit yapamayız ama Türkiye’de yaşayan Türklerin bir kısmı da Kıpçak Türkleridir. Bunların Horasan’dan gelmedikleri açık… Bayburt ve Gümüşhane bölgesi Kıpçak asıllıdır, Yusufeli’nde de Kıpçaklar vardır. Demek ki sadece Oğuz kabileleri değil, başka unsurlar da var; bunlar arasında eriyenler, erimeyenler bulunuyor. Ancak kesin tesbit için çok uğraşmak gerekiyor.

Faruk Sümer’in Oğuzlar kitabı, söz konusu aşiretlerin yerleştikleri coğrafyayı tesbit eden bir eserdir ve ilk basıldığı dönemde Azerbaycan’da bir milyon kadar satmasına rağmen Türkiye’de aynı süre içinde mütevazı miktardaki birinci baskısı tüketilememiştir. Söylediklerinizden, toponominin üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu çıkarıyoruz… Evet, zaman geçtikçe izler kayboluyor; geç kalmamak bu bakımdan oldukça önemli… Meselâ bir yerleşmeden yol geçiyor, izler beton altında kalıp kayboluyor.

Üsküdar 1300’lerin ikinci yarısında, hiç değilse Ankara Savaşı’ndan evvel ve II. Murad devrinde artık Türklerin oturduğu bir yerdi. O zaman Üsküdar’da yaşayan insanlar da sıkı bir tedbir ve kontrolün olmadığı zamanlarda kayıklarla Bizans tarafına geçebiliyorlardı. Yani Türkler İstanbul’un bizatihi içinde oturuyordu. Pera’da da Venediklikler ve Cenevizliler vardı.

İlber Ortaylı – Türklerin Tarihi – Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına (608 Sayfa) adlı e-kitap dosyasını,  PDF ve EPUB formatında indirerek okuyabilirsiniz.


İlber Ortaylı Foto ve Görsel:

İlber Ortaylı Galeri


Başka sitelerdeki gibi, aslında reklam sayfasına giden sahte linklerle ya da

“PDF indir” yazan ama hiçbir link vermeyen sitelerle uğraşmak istemiyorsanız,

ekitabı bizden indirin.

İndireceğiniz e kitabın kalitesini yukarıdaki örnek sayfalardan  kontrol edebilirsiniz.

(Link ve açıklama sayfanın en altındadır)


İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

PDF Kitabı internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:



NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.