İlber Ortaylı – Türklerin Altın Çağı – PDF ekitap indir

İlber Ortaylı – Türklerin Altın Çağı

PDF ekitap indir

15. asırdan itibaren kesinlikle Akdeniz’deki Osmanlı’nın ilerleyişini durdurmak ve askeri bir direnmeyi temin etmek için kurulmuş ve geliştirilmiştir. Bugünkü küçük Malta Cumhuriyeti bu tarihin mer­kezidir. Ama tarikatın kurucuları, reisleri, üyesi olan şövalyelerin Malta toprağıyla pek alakası yoktur. Çünkü Maltalılar, Fenikelilerin akrabalarıdır. Bugün konuştukları dil bile, Arapçaya çok yakın bir lisandır ve hatta diyebiliriz ki Lübnanlılarla lügatsiz rahat bir şe­kilde anlaşabilirler. Ama Malta’yı yönetenler, Maltalı olmayan bu Hıristiyan takım bugün bile oradadır. Bau medeniyeti dediğimiz tarihin içinde Maltalıların rolü, yani Malta Şövalyeleri’nin rolü açık söylemek gerekirse “Benedikten”, “Cistersien” (Sarnıççılar) tarikatı gibi Hıristiyan dünyanın işlevini, üretimini, ziraatını ıslah eden iki Hıristiyan rahip tarikatı gibi çok önemlidir. Bu tarikat hemen Haçlı Seferlerinin arkasından kralların emriyle kurulduğu 1130’da, yani aşağı yukarı 50 sene sonra teşkilatlandığında çok ilginç bir gelişme ortaya çıktı.

Papa 11. Paskal verdiği bir izinle bu tarikatın rahiplerinin kan banyosuna, savaşmalarına icazet verdi. Daha Kudüs Hıristiyanlar tarafından alındığında Papalığa yazılan mektup “Biz kılıç kullan­madan yapamayız. Buraya girişimiz bile atalarımızın ve bizlerin diz­lerine kadar kana bulunmamızla mümkün olmuştur…” deniliyor. Tabii ki Papalık buna cevap verdi. Hem laik hem de ruhani bir li­derlik tarikatın içinde teşekkül etti. Kimlerdi bunlar? Çok ilginç bir şey, Kudüs krallarından Amalrik 1163-1174 arasında hükümranlık sürmüştür. Aşağı yukarı bu 1160’lı yılların sonunda Mısır’a bir sefer yapmaya kalka. Bu başarısız seferde 1000 atlının 500’ü şövalyeler­den, 500’ü de Türkopol dediğimiz Peçenek, Uz, Kuman gibi Hıris­tiyan Türk askerlerdendi. Haçlı ordularının ve kuvvetlerinin içinde o zaman Hıristiyan askerlerinin bile olduğu Benicol gibi tetkikçiler-den de anlaşılmaktadır. Daha yola çıkarken etraflarındaki Yahudileri öldürmek ve yağlalamakla işe başlayanlar, kutsal topraklarda tabii ki Müslümanları, Yahudileri ve ilave olarak yerli Hıristiyanları da hedef seçmişlerdi. Bütün bu memnuniyetsizliğin ortasında, onların oralarda iki asır kadar tutunmasına yardımcı olan bu tarikattır.

İlber Ortaylı foto ve görselleri

İlber Ortaylı‘nın kitapları –  Türklerin Altın Çağı’ndan bir bölüm oku:

Langııschi gibi yazarlar methediyor. Osmanlı vakanüvis ve şu ara ve ulema bu konulara etraflıca değinir. Roma ve Venediklilerden söz eder. Fatih Farsça şiir yazıyor, Arapça biliyor. Fatih, Müslüman ulema ile de sık sık toplanıp görüşürdü. Bunun yanı sıra devrin hü­manistleri ile yakın ilişki kurmuştu. Gentile Bellini, onun sarayında çalışıyordu. Sarayda Roma tarihi üzerinde çalışılıyor ve ilmi tartış­malar yapılıyordu. Fatih, bir zanaatkâr değil, daha çok meslekten bir aydındı. Hiç aman vermeyen, hiçbir şeyi unutmayan, fevkalade sert bir hükümdardı. Çandarlı Halil vakası da, Mahmud Paşa vakası da bunu gösteriyor. Coğrafyayı iyi bilen, zamanı iyi kollayan bir devlet adamı ve hakikaten 15. asrın dünya adamı. Denebilir ki 15.
asır ancak Fatih’le anlamını kazanır.
Peki, Fatih’in öldürüldüğü doğru mu?
Döneminin en bilgin hükümdarı Fatih Sultan Mehmed 3 Ma­yıs l481’de Gebze sahrasında öldü, öldüğü zaman hekimlerin ilki
yaptıkları, görkemli fatihin nefes alması için kaftanını kesip çıkar­mak oldu. (Yakası yırtık kaftan Topkapı Sarayı Müzesi’nde saklan­maktadır). Hekimi olan, Venedik asıllı Maestro Jacobo, Fatih’i ze­hirlemekle suçlanıyor, ama bu konuda kesin bir bilgimiz yok Söyle­nene göre, yapılan bir incelemede, Fatih’in kemikleri üzerinde zehir bulunmuş. Bu bir tarafa, kanaatimce burada zehirlenmeden daha feci bir olay söz konusudur. Fatih’in deniz ürünlerine çok düşkün olduğu söylenir. Sultanın ağır gut hastalığı vardı, “nikris” de denir. Tedavisi yoktu; “kocakarı tıbbı” ile, her hekimin kendine göre uy­durduğu, palyatif, yani geçici ilaçlarla tedavi olmaya çalışıyordu. Bu zaten mareşal hastalığıdır.
Martfal hastalığı muti oluyor?
Eti yersin, attan inmezsin, çizme çıkmaz ayağından, şişer ba­caklar. .. Güvercin kanının ayak ve bacaklara sürülmesi gibi yollarla tedavi ediliyordu. Fatih’in ilacı hazırlanıyor ve “bu şekilde de zehir­lendi,” deniyor, Venedikli bir doktor tarafından… Fatih ölünce bu Batı seferi de akim kaldı, haliyle.

Mart 1482’de ise Karamanoğlu Kasım ve Cem, Bayezid kuvvetleri karşısında yenilince Cem tekrar Memluklulara sığındı.
Açıkçası şehzade Cem, taht mücadelesini burada bırakmıyor­du. Aksine uzun bir mücadele başladı. Ağustos 1482’de II. Baye­zid Rodos şövalyelerinin büyük üstadı D’Aubusson ile bir anlaşma yaptı. Cem, Avrupa toprağına adım atmadan evvel ve hemen sonra Bayezid, onun sığınacağı yerlerle anlaşmış oluyordu. 29 Temmuz1482’de talihsiz şehzade sonun başlangıcını yaşadı, Rodos’a sığındı.  Cem bir ay sonra Rodos’u, Fransa’ya gitmek için terk etmek zo­rundaydı, elden ele devredilmeye başlamıştı. Hemen ertesi gün şö­valyelerin elçisi Osmanlı başkentine hareket etti, 17 Ekim 1482’deCem, Nice’teydi. Şunu da ilave edelim: Cem, II. Bayezid ile ikinci çatışmadan sonra Rodos şövalyelerine sığındığında henüz Rodos’u ellerinde tutan en güçlü tarikatın reisi Grand-Maitre D’Aubusson âdeta bayram etmiştir! Papa VIII. înnocentius rehineyi kendisine göndermesini istediğinde kuşkusuz buna itaat edilmiştir. İstanbul’u fetheden ve Hıristiyanlığa darbe vuran, hatta Roma’yı da fethederek Katolik kilisesini de kontrolünde tutmak isteyen büyük hükümda­rın oğlunu, âdeta ona benzettiği bir tehlike olarak değerlendirdi. Böyle birini elde tutmak ve onun İtalya saraylarında âdeta bir nevi çürümeye terk edilmesi Batı dünyası için bir kazanç olarak görülü­yordu. Fazladan da rahat bir şekilde Osmanlı sultanına yani, “Büyük Türk”e karşı bir tehdit olarak ellerindeydi. Prof. Kemal Beydilli’nin çevirdiği bir eser 39 ile korkunç bilanço önümüzde. II. Bayezid her yıl Papa VIII. înnocentius’a Vatikan’ın cari masrafları kadar bir meblağ ödüyordu. Batı politikası da Doğu politikası da Cem ve Papalığın iş birliği korkusundan ambargo altındaydı. Cem, Rönesans’ın tam ortasındaydı. Rönesans Avrupası’nı hiçbir Türk’ün göremeyeceği kadar her cihetiyle yaşadı ve gözledi. Ama bunlar onun ızdırabını arttırmıştır ve gözlemlerinden de, ne kendisi, ne de başkası istifade edecektir.

Kuru­lan krallığın en büyük düşmanı Müslümanlar ve Yahudiler değil, belki de doğudaki Hıristiyanlardı. Getirdikleri sistemi bu insanlar benimsememişti, iki toplumun yaşam biçimleri ve temizlik anlayış­larının bağdaşır yanı yoktu.
Haçlılar için aslında tek vatan Avrupa diyebilir miyiz?
Biraz karışık… Haçlılar çocuklarını okuturlarsa, gene Avru­pa’ya yolluyorlardı. Yemek biçimlerini büyük ölçüde değiştirdikleri söylenemez. Daha doğrusu o mutfağı öğrenememişlerdi. Yıkanma ve giyim biçimleri de pek değişmiş değildi ve 1099’da kurulan bu krallık arada Selahaddin Eyyubi gibi bütün İslam tarihinin en yiğit savaşçılarından ve akıl devlet adamlarından Halep atabeyi veya bey­lerbeyi diyeceğimiz Nureddin-i Zengi yetiştirmesi olan bir komutan tarafından püskürtüldü. 1299’da Filistin toprağını tamamen terk ettiler. Arada kurulan bu şövalyelerin amacı kutsal topraklardaki Hıristiyan haccını idare etmek, gelenlerin konaklamasını ve bilhas­sa sağlık hizmetlerini karşılamaktı; El hak bunu yerine de getirdiler. Nitekim sağlık hizmetleri ve konaklama bugün de devam ediyor. Bir Müslüman yazar “geldiler, kan banyosu içinde yerleştiler ve bir gün geldikleri yerlere dönmek üzere suya gark olup gittiler…” di­yor. Aslında suya gark olmadılar, 200 yıla yaklaşan Filistin toprak­larındaki hâkimiyetleri yedi asır daha devam etti, halen de ediyor.
Maka Şövalyeleri’ni kuran tarikat epey mühimmiş.
Malta Şövalyeleri veya Saint Jean Şövalyeleri adıyla andığımız bu tarikat bugün de “sovereign”, hükümran bir devlettir ve bazı devletler onu tanıyor. Merkezi Roma’dadır ve Avelfin tepesindeki tarikatın bir dergâhında da görüldüğü gibi bahçe mimarisinden Roma’ya, Vatikan’a bakışıyla sadakatlerinin yöneldiği merkez ifade edilmektedir. Hiç şüphe yok ki Malta Şövalyeleri bizim tarihimizde çok önemli bir rol oynar. Daha doğrusu biz Malta Şövalyeleri’nin  tarihinde çok önemli bir rol oynarız.


PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:


İndirme linkleri:

  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatında ekitap okuyabilirsiniz.




NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.