Dan Brown – Kayıp Sembol – PDF – EPUB e-kitap indir

Dan Brown Kitapları – Kayıp Sembol

(The Lost Symbol)

PDF ekitap / EPUB e-kitap indir

Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra kaybolmuş olan simgede insaniyetin yüzlerce yıldır istediği bir hakikatin takibinde… Harvard simge-ilmi öğretim üyesiü Robert Langdon, kurultay binasında bilgi verme toplantısı için, aralarından su sızmayan bir dostundan çağrı alır.
Fakat, Washington şehrine varışının ardından olabildiğince sıra dışı bir durumla yüz yüze kalan öğretim üyesi, şahsının korku veren bir oyunun ortasında olduğunu fark eder. Kurultay binasına koyulmuş olan bir simge, aralarından su sızmayan dostu Peter Solomon’ın kesilmiş olan eli, mevcudiyetini bilgi veren bir çağrıyla Langdon’ı tanıdığı bir çevreye çağırmaktadir. İlk çağdaki uygarlıklarda kullanılan bu simgesel çağrı, çağrıyı alan kimseyi, içrek bilgi sahibi olmanın egemenliğinin yürürlükte bulundunğu, geçmişte kalmış, kaybolmuş olan bir çevreye götürecektir. Sonu belirsiz bu gizemsel çağrıyı dostunu kurtarmak için onaylayan Langdon, bir anda masonluğa ait gizemlerın, gizlenen tarihin ve o zamana değin görmediği yerlerin, saklı ortamında, olağanüstü bir hakikatle yüz yüze gelmek zorunda kalır. Bundan sonra yanıtlanması lüzumlu suallar bulunur: İnsaniyetin en başarılı dönemi, açılmaması lüzumlu bir yarı açık kapından gizemleriyla beraber yok mu olacak, yoksa bilgeliğin aydınlatmasında bütün sualların yanıtları mı bulunacaktır?…

 

Kayıp Sembol’den bir bölüm:

Adam göğsünden kavradı, anahtar kartını kaptı ve sıkıca tuttu. Kordon, yakalamadan önce boynunun arkasını yaktı. Anahtar kartları ayaklarına iniyordu. Dövüşürken, kıvrılarak kaçmaya çalışıyordu, ama adamın büyüklüğü ve dayanıklılığı ile uyuşmuyordu. Çığlık atmaya çalıştı, ama  adam elini sıkıca ağzını kapattı. Aşağı eğildi ve ağzını kulağının yanına koyarak fısıldadı: “Elimi ağzından çektiğimde çığlık atmazsın, anlaşıldı mı? ” Akciğerleri hava için yanarken, şiddetle başını salladı. Nefes alamıyorum! Adam elini ağzından çıkardı ve Trish derin nefes alıp inledi. “Bırak beni!” Diye sordu nefes nefese. “Ne yapıyorsun lan?” “Bana PIN numaranızı söyleyin” dedi adam. Trish tamamen şaşkın  hissetti. Katherine! Yardım et! Bu adam kim? “Güvenlik sizi görebiliyor!” Dedi ki, kameraların arasından farklı olduklarını bilerek. Hiç kimse izlemiyor zaten. “PIN numaranız” diye tekrarladı adam. “Anahtar kartınızla eşleşen biri.” İçinde buz gibi bir korku vardı ve Trish şiddetli bir şekilde döndü, kıvrılan bir kolunu özgürce savurdu ve adamın gözlerine saldırdı. Parmakları ete çarpıp yanağına indi. Onun etini çizdiği yerde dört tane derin yara açıldı. Sonra etindeki karanlık çizgilerde kan olmadığını fark etti. Adam makyaj yapıyormuş. Altına gizlenmiş koyu renkli dövmeleri açığa vurdu.

Dan Brown’un Kayıp Sembol adlı ekitap dosyasını, Epub ve PDF formatında ücretsiz indirebilirsiniz.

İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.




NOT:

Turbobit, Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.


Kayıp Sembol’den bir bölüm oku

Yavaşla! Langdon, köşeden uçarcasına dönerken, iki tekerleğin üstünde havaya kalkacakmış gibi
olan Escalade’in arka koltuğunu sıkıca kavradı. CIA ajanı Hartmann ya sürücülük becerilerini
Katherine’e göstermeye çalışıyordu ya da Peter Solomon ağzını açmadan önce yanına varmak için
emir almıştı.
Büyükelçilikler Bölgesi’ndeki kırmızı-ışıkta-geçmece hız oyunu yeterince korkutucuydu ama şimdi
Kalorama Heights’taki malikâneler mahallesinin virajlı yolunda aşırı hızla ilerliyorlardı. Akşamüstü
adamın evine gitmiş olan Katherine, onlar ilerlerken bağırarak yolu tarif ediyordu.
Langdon’ın ayağının altındaki deri çanta her dönüşte ileri geri sallanıyor, piramitten ayrılmış olan
kapak taşının çantanın dibinde zıplarken çıkardığı madeni ses duyuluyordu. Zarar görmesinden endişe
ederek, elini çantadan içeri sokup, taşı buluncaya kadar aradı. Hâlâ sıcaktı ama parıldayan kelimeler
kaybolmuş, üstünde sadece ilk baştaki yazı kalmıştı:
Sır Düzen’in içinde gizli.
Langdon, kapak taşını yan ceplerden birine yerleştirirken, zarif yüzeyinin minik beyaz
parçacıklarla kaplı olduğunu gördü. Şaşkınlıkla temizlemeye çalıştı, ama yapışmışlardı ve sanki
plastik gibi serttiler. Bu da ne? Sonra taş piramidin yüzeyinin de bu beyaz noktalarla kaplanmış
olduğunu gördü. Langdon tırnağıyla birini kazıyıp parmakları arasında yuvarladı.
“Balmumu mu?” diye ağzından kaçırdı.
Katilerine omzunun üstünden baktı. “Ne?”
“Piramitle kapak taşının her yanında balmumu parçaları var. Anlamıyorum. Bu nereden gelmiş
olabilir?”
“Çantandaki bir şeyden olabilir mi?”
“Sanmıyorum.”
Köşeyi dönerlerken Katherine ön camdan yolu gösterdi ve Ajan Hartmann’a, “Burası! Geldik,”
dedi.
Başını kaldırıp bakan Langdon karşıdaki garaj yolunda dönen ışıklarıyla bir güvenlik aracının park
etmiş olduğunu gördü.
Malikâne oldukça göz alıcıydı. İçerideki tüm ışıklar yanıyordu ve ön kapı ardına kadar açıktı.
Aceleyle geldikleri belli olan yarım düzine kadar araç, garaj yoluyla çimlerin üstüne gelişigüzel park
etmişlerdi. Araçlardan bazıları hâlâ çalışır durumda ve farları açıktı. Çoğunun fan eve doğru
çevrilmişti ama içlerinden çarpık duran birinin farları gözlerini alıyordu.
Ajan Hartmann, beyaz bir sedanın yanında, çimlerin üstünde durdu. Arabanın parlak renkli
çıkartmasında PREFERRED GÜVENLİK ŞİRKETİ yazıyordu. Araçların dönen ışıklarıyla, gözlerine
giren farlar ilk başta fark etmelerine engel olmuştu.
Katherine hemen araçtan atlayıp eve doğru koştu. Langdon fermuarını kapatmaya vakit harcamadan,
çantayı omzuna astı. Çimenlerin üstünden koşarak ön kapıya doğru Katherine’in peşinden gitti. Evin
içinden sesler geliyordu. Ajan Hartmann aracı kilitleyip, onları

Katherine, ona tekme atınca, adam güçlü yumruğunu sağ kalçasının altına indirerek, bacağını etkisiz
durama getirdi. Birkaç saniye içinde ayak bilekleri de bağlanmıştı.
Katherine, “Robert!” diye seslenebildi.
Langdon koridorda, yerde inliyordu. Profesör, başının yanında yere devrilmiş taş piramitle, deri
çantasının üstünde iki büklüm yatıyordu.
Katherine, saldırgana, “Piramidin şifresini çözdük!” dedi. “Sana her şeyi anlatacağım!”
“Evet anlatacaksın.” Bunu söyledikten sonra bezi ölü kadının ağzından çıkarıp sert bir şekilde
Katherine’in ağzına tıkadı.
Tadı ölüm gibiydi.
Robert Langdon’ın bedeni sanki kendisine ait değildi. Yanağı parkeye yaslanmış, uyuşuk ve
kıpırdayamaz bir halde yatıyordu. Şok silahlarının, geçici süreyle sinir sistemine aşırı yük bindirerek
kurbanı etkisiz hale getirdiğini biliyordu. Elektrikli kas/sinir sistemi etkileyici diye bilinen, yıldırım
çarpması gibi buseydi. Hissettiği büyük acı, vücudundaki her bir moleküle nüfuz ediyordu. Zihninin
odaklandığı isteğe karşın, kasları gönderdiği emre uymayı reddediyordu.
Ayağa kalk!
Yerde, felce uğramış halde yüzükoyun yatan Langdon, nefes almakta güçlük çekerken, kısa soluklar
almaya çalışıyordu. Kendisine saldıran adama henüz bakamamış olsa da Ajan Hartmann’ın bir kan
gölü içinde yattığını görebiliyordu. Adamla mücadele edip tartışan Katherine’in sesi şimdi, sanki
adam ağzına bir şey tıkmış gibi boğuk çıkıyordu.
Ayağa kalk Robert! Ona yardım etmelisin!
Langdon’ın bacakları karıncalanıyordu. Duyumsadığı, yakıcı ve acı yüklü bir iyileşme hissiydi ama
yine de bacakları işbirliği yapmıyordu. Kıpırda! Yüzüne ve boynuna gelen canla birlikte yeniden
bedenini hissetmeye başlarken kolları seğirdi. Büyük bir çabayla, yanağını parkeye sürterek başını
hareket ettirmeyi başardı. Başını döndürdüğünde yemek odasını gördü.
Langdon’ın görüş alanı, çantasından fırlayıp, yerde yan devrilen piramit yüzünden kapanmıştı.
Piramidin tabam yüzünün birkaç santim uzağındaydı.
Langdon bir an için neye baktığını anlayamadı. Önündeki kare, taş piramidin tabanıydı, ama
nedense farklı görünüyordu. Çok farklı. Hâlâ kare ve hâlâ taştı… ama artık düz ve pürüzsüz değildi.
Piramidin tabanı kazınmış işaretlerle doluydu. Bu nasıl olabilir? Birkaç dakika hayal gördüğünü
sanarak bakakaldı. Piramidin tabanına defalarca baktım… hiç işaret yoktu!
Langdon bunun sebebini şimdi anlıyordu.
Nefes alma güdüsü zorlayınca, aniden hava yuttu. Mason Piramidi’nin hâlâ paylaşacağı sırları
olduğunu fark ediyordu. Bir başka değişime tanık oldum.
Langdon o anda Galloway’ın ricasının anlamını çözdü. Peter’a şunu söyleyin: Mason Piramidi
sırrını daima… içtenlikle korudu. O sırada bu sözler tuhaf gelmişti ama Langdon şimdi Başrahip
Galloway’ın Peter’a şifreli bir mesaj gönderdiğini anlıyordu. Aynı şifre, Langdon’ın okuduğu sıradan
bir gerilim romanında da kullanılmıştı.