Dan Brown – Da Vinci Şifresi – PDF – EPUB e-kitap indir

Dan Brown Kitapları – Da Vinci Şifresi

(The Da Vinci Code)

PDF ekitap / EPUB e-kitap indir

Da Vinci şifresi satıma çıktığı ilk yedi günlük dönemin nihayetinde önemli bir sükse yaptı. New York Times’ın ‘en çok okunanlar’ dizelgesine “1 Numara”dan girdi. Aynı zamanda News Corporation, Publishers Weekly ile Los Angeles Times’ın ‘en çok okunanlar’ dizelgesinde ilk sıradaki yerini uzun müddet savundu. Tristar pictures kitabın telif hakları fiyatını ödeyerek şahsına mal etti.
Oxford yüksek öğretim kurumu sembol-ilim öğretim azası Robert Langdon, Paris şehrinde çalışma gezisindeyken, gecenin ilerlemiş saatlerinde, Louvre müzesi’nin yaşı ilerlemiş yöneticisinin mevta bulunduğu haberini alır. Langdon ile kabiliyetli Fransa vatandaşı şifreli belgeler ilimi spesiyalisti Sophie Neveu, naaşın çevresindeki alametleri takip ederek bu acayip konunun anlaşılmasını güçleştiren engeli araladıkça, emarelerin, onları Da Vinci’nin yağlı boya resmine sürüklediğini keşfederler. Önemli zanaatkar, bu gizemi insanların bütünün görebileceği bir yere, namlı yapıtı, Mona Lisa yağlı boya resmini içerisine gizlemiştir.
Langdon bu acayip ilişkiyı meydana çıkarınca sakıncalı durum artar. Öldürülen müze idarecisi de, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci , Sir Isaac Newton ile aralarında diğer namlıların da bulunduğu saklı bir yapı olan Sion keşişhane cemiyeti’nin bir azasıdır.
Langdon, çözmeye emek harcadıkları bu sakıncalı durum gizeminin, yüzlerce yıldır tarihin diplerinde saklı kaldığınden kuşkulanır. Böylelikle Paris şehri ile Londra şehri dar yollarında aman vermez bir koşuşturma başlar. Langdon ile Neveu, şahıslarını, atacakları her girişimi evvelden bilen, gizemli olduğu gibi aynı zamanda çok zeyrek olan bir adamla yüz yüze olduğunu fark ederler. Şayet bu sofistike muammayı çözemezlerse, Priory’nin önemli tepkilere neden olacak bu çoktan beri var olan hakikatı sonsuzluğa değin yitecektir.

 

Da Vinci Şifresi’nden bir bölüm:

Adam göğsünden kavradı, anahtar kartını kaptı ve sıkı tuttu. Kordon, yakalamadan önce boynunun arkasını yaktı. Anahtar kartları ayaklarına iniyordu. Dövüşürken, kıvrılarak kaçmaya çalışıyordu, ama adamın büyüklüğü ve dayanıklılığı ile uyuşmuyordu. Çığlık atmaya çalıştı, ama  adam elini sıkıca ağzını kapattı. Aşağı eğildi ve ağzını kulağının yanına koyarak fısıldadı: “Elimi ağzından çektiğimde çığlık atmazsın, anlaşıldı mı? ” Akciğerleri hava için yanarken, şiddetle başını salladı. Nefes alamıyorum! Adam elini ağzından çıkardı ve Trish derin nefes alıp inledi. “Bırak beni!” Diye sordu nefes nefese. “Ne yapıyorsun lan?” “Bana PIN numaranızı söyleyin” dedi adam. Trish tamamen şaşkın  hissetti. Katherine! Yardım et! Bu adam kim? “Güvenlik sizi görebiliyor!” Dedi ki, kameraların arasından farklı olduklarını bilerek. Hiç kimse izlemiyor zaten. “PIN numaranız” diye tekrarladı adam. “Anahtar kartınızla eşleşen biri.” İçinde buz gibi bir korku vardı ve Trish şiddetli bir şekilde döndü, kıvrılan bir kolunu özgürce savurdu ve adamın gözlerine saldırdı. Parmakları ete çarpıp yanağına indi. Onun etini çizdiği yerde dört tane derin yara açıldı. Sonra etindeki karanlık çizgilerde kan olmadığını fark etti. Adam makyaj yapıyormuş. Altına gizlenmiş koyu renkli dövmeleri açığa vurdu.

Dan Brown’un Da Vinci Şifresi adlı ekitap dosyasını, Epub ve PDF formatında ücretsiz indirebilirsiniz.

İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :



 



NOT:

Turbobit, Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.


 

Kitap tavsiyesi:

Nelson De Mille – Aslanın Oyunu

Taksi Federal Plaza’dan uzaklaşırken Kate sordu. “Bu kez içeri geliyor musun? Yoksa uyuman mı gerekiyor?”
Bu biraz alay, hatta erkekliğime meydan okuma gibi geldi. Kadın hangi düğmelere basması gerektiğini öğreniyordu. “Yukan geliyorum. ‘İçeri’ değil, ‘yukarı’ demen gerekiyor.”
“Her neyse.”
Sessizlik içinde oturduk takside. Trafik fazla yoğun değildi, nisan yağmuru caddeleri parlatmıştı ve taksi şoförü bir Hırvat’tı. Bindiğim her taksi de şoföre nereli olduğunu hep sorarım. Bir araştırma yapıyorum.
Her neyse, Kate’in apartman dairesine geldik, taksinin parasını ödedim ki buna JFK’den geliş ve bekleme süresi dahildi. Ayrıca bavulunu da taşıdım. Bu arada bedava seks diye bir şey yok.
Kapıcı kapıyı açtı. Eminim Bayan Mayfield’ın neden bavulla gidip birkaç saat sonra aynı bavulla geri geldiğini merak ediyordu. Umarım onu bütün gece rahatsız ederdi bu merak.
Asansörle yukarı çıkıp on dördüncü kattaki dairesine geldik.
Küçük, beyaz duvarlı kiralık bir daireydi, meşe ‘ aplama olan yerlerde halı yoktu ve çok az sayıda modem mobilyalar vardı. Canlı bir bitki, duvarlarda bir resim, heykel, süs eşyası ve Tanrıya şükür kedi yoktu. Duvara dayalı büfede kitaplar, televizyon seti ve hoparlörleri yerde duran bir CD çalar vardı.

Bayan Mayfıeld açık mutfağa girip dolabın kapağını açtı. “Skoç?” “Lütfen.” Bavulu ve evrak çantamı yere koydum.
Skoç şişesini mutfakta bir yemek masasının bulunmadığı yemek alanının arasındaki kahvaltı tezgâhına koydu. Kahvaltı tezgâhının önündeki tabureye oturdum. îki kadehe buz koyup viskileri doldurdu. “Soda?”
“Hayır, teşekkürler.”
Kadehlerimizi birbirine dokundurup içtik. Tekrar doldurdu ve yine bitirdik.
“Akşam yemeği yedin mi?” diye sordu.
“Hayır. Ama aç değilim.”
“Güzel. Ama atıştıracak bir şeylerim var.” Dolabı açıp iğrenç şeyler çıkardı, büyük selofan torbadaki Crunch-O- gibi garip adlı bir şeydi bu. Bir avuç dolusu turuncu tırtıl ya da her neyse onu yedi.
Biraz daha viski koyup CD çaların yanma gidip bir disk koydu. Eski bir Billie Holiday’di bu.
Ayakkabılarını çıkardı, ceketini de çıkarınca altındaki güzel beyaz gömleği ve kılıfının içindeki Glock’u ortaya çıktı. Kanun gücündeki pek çok insan koltukaltında tabanca taşımıyordu artık, bu yüzden onun neden taktığını merak ettim. Ceketini sandalyenin arkasına attı, sonra tabanca kılıfını açıp onu da ceketin üstüne bıraktı. Biraz daha rahatlamasını bekledim, ama hepsi buydu.
Silahlı avantaj sahibi olmayı istemiyordum ya da buna gerek duymuyordum. Ceketimi çıkardım, belimdeki tabancamı çıkarttım. Ceketi ve tabancayı elimden aldı, sonra yanımdaki tabureye oturdu. Son derece profesyonel davranarak yeni .40 kalibrelik Glock’lardan ve 9 mm’lik modeli nasıl alt ettiğinden söz ettim. “Kurşun geçirmez yelekten geçmiyor, ama adamı yere yıkıyor.” Bu konuyla ilgilenmemiş göründü. “Bu daireye bir çekidüzen vermem gerekiyor.”
“İyi görünüyor.”
“Çöplükte mi yaşıyorsun?”
“Eskiden yaşıyordum. Ama sonra evlilik dairesine geçtim. Fena değil.” “Karınla nasıl tanıştın?”
“Posta siparişiyle.”


 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code