Ayşe Kulin – Tutsak Güneş PDF ekitap indir

Ayşe Kulin – Tutsak Güneş PDF ekitap indir

 

 

“Güneşle aramızda kara kedi benzeri duran o gökcismi, 1 gün çekip gider elbette. Belki çok yakındaydı çözüm, kapıda olabilirdi. O an gelene kadar, bizim yapmamız gereken, sanki güneş gökte ışık saçıyormuş gibi yaşamaya devam etmekti, hayata bağlanmaktı.”
Yakın gelecekte, dünyada 1 ülke… Tiran vefat etmiş ve oğlu hükümdar olmuştur. Ülke, din alimleri ve polis ordusu tarafından demir pençeyle yönetilmekteydi.
Sert yasalarla klanlara ayrılan halk ise, yüksek derecede denetim ve gözlem altında yaşamaya çalışmaktadır. Güneş ise, kimsenin nasıl, neden olduğunu hatırlayamadığı 1 dönemden beri, “Gökcisim” denen dev 1 kütlenin arkasındadır. Her taraf buzlanmış ve hayat sevinci bütün canlılardan uzaklaşmıştır.
Gelgelelim yıpratıcı uykusuzluğuna çözüm bulmak isteyen, bilim kadını Yuna, geçmişi, kaderi ve en önemlisi de, 1 kadın olarak tutkularını sahiplenerek, ilginç 1 şekilde gerçek olguları sorgulama işlemine başlar.
Topluma zorla kabul ettirilmek istenen kuralların, hep aynı olan varsayılan yasaların, sonsuz sansürün mutlak olmadığını gören Yuna, sorumluluğu üzerine alıp, doğrusunu söylemek gerekirse, güneşe açılan kapıyı biraz olsun aralamayı göze alacaktır.
Geçmişiyle hesaplaşma, düzenle çelişkili tutku örnekleri ve insanı dönüştürmeyi başaran aşklar… Ayşe Kulin, fanlarını şaşırtıcı bir gelecek düşünmeye davet ettiği Tutsak Güneş’te, genç 1 bayanın  unutulmaz uyanış romanını anlatıyor.

 

Tutsak Güneş’den bir bölüm:

Ben Polis Şefi’ne bir kere daha teşekkür edip, odadan çıkarken Odelya adama vız vız vız birşeyler söylüyordu, teşekkür mahiyetinde.

Çıkınca, yanıma geldi, “Teşekkür ederim.” dedi, gözleri yerde.

“Bir dayaklık hakkın vardı üzerimde, ödedim, ödeştik. Kimsenin kimsede hakkı kalmadı. Bir daha yüzünü göremek istemiyorum, Odelya!”

Arkamı dönmüş yürürken,taş zeminde topukluların sesini duydum.

“Ne yapıyorsun orada! Niye karıştırıyorsun dolaplarımı?”
diye bağırdım, kontrolümü kaybederek.
Döndü, ağlamak üzereydi.
“Çok çişim geldi, siz de tuvaletten çıkmayınca… burada bir
kap…”
“Çıktım işte! Koş tuvalete,” dedim, “Bırak onları… koş
haydi!”
Kız mutfaktan çıkar çıkmaz, rafta duran tencereyi alıp, bu
kez hiç kullanmadığım fırının içine soktum, tezgahta duran
kap kacağı yerlerine yerleştirdim.
Dina, az sonra geldi, “Sizi rahatsız ettiğimin farkındayım…
bir taksi çağırsanız da…”
“Git yatağına yat, Dina,” dedim, “şu anda alınganlıklarla
uğraşacak halim yok! Annemi bulmam lazım. Anneme mutlaka ulaşmalıyım! Ben annemi ararken, sen de ahini ara ve
bulabildinse, bana hemen haber ver.”
“Ne oldu ki?”
“Ulu Park’ta bir patlama oldu. Annem, eminim oradaydı.
Ona bir şey olmadığını öğrenmem lazım.”
“Nerden biliyorsunuz?”
Bilekliğime işaret ettim.
“Televizyonu açalım, hemen!”
Açtık ama haberlerin başlamasına çok zaman vardı ve
kanalların çoğunda, kelebeklerin, timsahların ya da su aygırlarının doğadaki yaşamlarına dair dokümanter filmler gösterilmekteydi.

“Ben ayrıca, annemi gerçekten çok merak ediyorum,”
dedim.
Dudaklarım titriyordu. Uzandı elimi tuttu, sonra sarılbana. Öyle sarmaş dolaş kaldık bir süre… gözümün önünden ben on beş-on altı yaşlarımdayken, babamın kollarında
böyle huzur buluşum geçti. Annem de sarılırdı bana ama beni
şımartan, annemden çok babamdı, küçükken. Aynaya takıldı
gözüm. Yeni yeni tanışan iki yabancıdan çok, bir ana-kızı
andırıyorduk.
Benim iç sesimi duymuş gibi dedi ki:
“Size
nasıl hitap etmem gerektiğine karar veremiyorum,
Profesör Otis çok resmi geliyor, Yuna hiç diyemem… Yuna
Anne dememe izin verir misiniz, ne de olsa ahimin annesisiniz.”
Başımı saçlarına gömdüm. Saçlarını kokladım. Regan’ın
da böyle saçlarını koklardım ta on üç-on dört yaşlarına kadar.
Ama sonra o beni
itiştirmeye başlamıştı, ben çocuk değilim,
büyüdüm, diyerek. Dina ise büsbütün sokuldu bana. Sırtına
sürdüğüm
merhemin kekik kokusunu duydum… Demek bir
kız evlat böyle kokardı, dumanlı dağlar gibi…
Az sonra, mutfakta her ikimiz için hevesle bir
şeyler hazırlıyordum. Karşılıklı yemeğe oturduğumuzda, Dina dedi ki:
“Bu sabah tuvalette ne
yaptığınızı sorabilir miyim?”
“Sorma lütfen, Dina,” dedim, “hatta Regan dahil kimseye
bundan bahsetme, emi.”
“Peki. Söz.”
Başka konulara geçtik. Ben ona okuluyla ilgili sorular
sordum. Sonra Hilami’nin niye bu kadar geçimsiz ve sert
olduğu konusunu konuştuk. Dina’yla sohbet ederken, annemi
unutmuşum. Sonra televizyonu açıp
haberleri izledik.

“Annemi buldun mu?”
“Bulamadım anne. Ama eminim her şey yolundadır. Bir şey
olsa, bilirdim.”
Ben
ağlamaya başladım. Şaşırdı Regan…
“Senin
bilmediğin şeyler oluyor… belki de anneciğim şu
anda bir morgda tanınmaz halde…”
“Neler söylüyorsun! Saçmalama, lütfen.”
“Regan, yal
varırım araştır.
“Araştırdım. Yok öyle bir şey.”
Regan oturma odasına yürüdü, “Dinaaa,” diye seslendi,
“seni götürmeye geldim.
Hazırlandın mı?”
“Doktor gelecekti hani,” dedim ben.
“Doktor bana
uğrayacak. Evi bana daha yakın,” dedi Regan.
Dina çoktan
hazırlanmıştı. Kuruttuğum giysilerini, temizlediğim çizmelerini giymişti. Yanımıza geldi.
“Biraz
otursaydın Regan… hatta yemek yeseydik birlikte,”
dedim.
“İyi olurdu ama Abor gelecek, dedim ya…”
“Haber ver buraya gelsin.”
“Ayserin de
uğrayacak anne. İstersen sen bana gel.”
“Yok,
kalayım ben, bakarsın annem gelir.” Regan hiçbir şey
söylemeyince, “Regan, yalvarıyorum sana, karakolları ve hastaneleri arat. Morglara da baktır. Sonra çok üzülürsün bak…
Belki
yaralıdır, konuşamıyordur…”
Dina bana
dehşetle bakıyordu.
“Söz veriyorum anne, yeniden aratacağım ve bir haber alırsam, seni arayacağım. Ama kafandan at bu kötü düşünceleri.
Eminim anneannemin keyfi yerinde,” dedi.

“Elbette yaptım. Hiçbirinden kötü haber gelmedi. İçin
rahat etsin.”
“Benim içim rahat etmiyor Regan.
Kaçırmış olmasınlar
annemi?”
Regan’ın gülmesini tutmaya çalıştığını gördüm, “Kim, niye
kaçırsın anneannemi?” Derken saldı kahkahalarını, “Kaçırmış
olsalardı,
çoktan geri getirmişlerdi.”
“Terbiyesiz,” derken ben de gülüyordum ama çabuk toparlandım,
“Bir şey yapmamız lazım Regan. Bugün akşama kadar
ortaya
çıkmazsa, polise gideceğim.”
“Sakın
öyle bir şey yapma, anne!”
“Henüz
değil ama akşam beş, altı sularında ondan haber
alamadımsa… oynatma kaşını gözünü öyle, bu kadın hayatı
boyunca üç gün değil, bir gün ortadan kaybolmadı da yetmiş
yaşından
sonra mı çocuklarına haber vermeden maceraya atılmaya karar verdi, ha?”
”Amma
yaptın! Ne zaman nerede olduğu, belli mi olurdu?”
“Fakat
arandığında bulunurdu hep. Neyse, Dina daha
iyi bugün?”
“Dina iyi. Bugün bende istirahat etmeye devam edecek.
Ayserin
uğrayacak bir ara, yemeğini filan vermek için.”
“Ne zaman götüreceksin evine?” diye sordum.
“Önce tek
başıma gidip babamla ve Hilami’yle konuşacağım. Bir fiske dahi vurmayacaklarının teminatını almam
lazım. Anne, kapatmam lazım, konuşuruz sonra…”
“Annemden haber
çıkarsa…”
“Merak etme.”
“Merak ediyorum,” dedim, “Hem de çok!”

Ayşe Kulin – Tutsak Güneş  adlı ekitap dosyasını, Epub ve PDF formatında ücretsiz indirebilirsiniz.

 


İndirme linkleri:

Not:
  • Epub formatında henüz kaliteli ve okunaklı dosyası bulunmadığından eklenmemiştir. Aşağıdaki linklerden PDF formatında indirebilirsiniz.
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

 


 

PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :

 


 

 

 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:


 

 


 

 


 

 


NOT:

Turbobit, Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.