Ayşe Kulin – Kördüğüm – PDF ekitap indir

Ayşe Kulin – Kördüğüm

PDF ekitap indir

“Elbette. Eşyalarımı bulabildiniz mi?”
“Evet, yanımda getirdim.”
O zaman fark ettim koltuğunun yanında yerde duran poşeti.
Kalbım deli gibi çarpmaya başladı.
“Bakabilir miyim?” Sesim de titredi galiba.
“Önce sorularımı bitireyim… Poşeti size bırakacağım zaten.”
Komiser bana Tarık’la nasıl tanıştığımızı sordu. Onu ne sıklık
la gördüğümü, nasıl biri olduğunu? Ben sorgulama bitti zanneder
ken, yeniden başlamışa benziyordu. Ama bu sefer, sadece Tarık’a
odaklanmıştı. Sorulan yanıtlarken, babamla yaptığımız yolculuk
esnasındaki rahatsızlığımı hatırladım. Şimdi, bir kere daha sevgi
lim dediğim adam hakkında çok az şey bildiğimi hissediyordum…
O kadar ki, ta Mardin’e kadar gidip hasta yatağının başında
oturduğum, uğruna kendimi tehlikeye attığım kişinin geçmişini
hiç bilmediğim için, komiser hikâyeme inanmasa yeriydi. Belki
de ben anlatırken sık sık sözümü kesip, “Size bir zarf verdi Tarık,
öyle mi?” gibisinden daha önce yanıtladığım sorulan tekrar tekrar
sorup durması bundandı. Bu soruyu yineledi.
“Onun zarf filan verecek hali yoktu ki, yerini söyledi, ben
aldım başucundaki dolaptan.”
“Kime verilmek üzere?”
Hele bu soruyu üçüncü soruşuydu. Deli mi ne!
“Söylemedi, dedim ya! Evime gelip alacaktı biri.”
“İsim vermedi mi?”
“Vermedi. Biri gelecek, Tarık Bey bir zarf yollamış diyecek,
ben de vereceğim, çalıştığı dergiden artık kimi yollamışlarsa, ona!
Adamın isminden bana ne! Dergiden biri işte!”
“içinde ne vardı?”
“Neyin içinde? Zarfın mı?” Başıyla onayladı. “Minik bir çip…
disket yani.”

Ayşe Kulin foto ve görselleri

 

Ayşe Kulin‘in kitapları –  Kördüğüm ’den bir bölüm oku:

Kahvaltı odasına geri döndüm. Ben içeri girince mırıltılar
kesildi. Yerime oturmadan önce öksürdüm… masadakiler dönüp
bana baktılar.
“Sizlerden ayrılma zamanım geldi arkadaşlar,” dedim, “kafam
daki sis yer yer açılmaya başladı. Dün evimi hatırladım. Orhan
Hoca akşam beni evime götürdü. Bugün de beni komisere teslim
ediyor. Çok yakında ayrılıyorum klinikten…”
“Duydun mu Asiye?” dedi orta yaşlı hanım, “Ben sana dedi
kodu yapmak ayıptır demedim mi!” Asiye benimle göz göze gel
memeye çakşırken ben yerime oturup soğumuş çayımı bitirdim.
Masanın etrafındakilerden hakkımda güzel sözler duyuyordum.
Yolumun açık olmasını diliyor, beni özleyeceklerini söylüyorlardı.
Kahvaltım bitince kalktım, odama çıkıp kendime çekidüzen
verdim. Sorgu sırasında yanlış bir şey söylemeye o kadar çok
korkuyordum ki, ağzım dilim kuruyordu. Buna rağmen komise
rin yüzündeki ifadeden, dün gece Sevdayı nereye götürdüğünü
anlayabilecek miyim acaba diye düşünmekten de geri kalmadım.
Yok, anlayamazdım herhalde; belleğime kavuştuğumdan beri,
sezilerimin keskin uçları duyarlılığım kaybetmişti.
Merdivende ayak sesleri…
Şeydi kapının dışından seslendi, “Gizem Abla, misafiriniz var.”
“Kimmiş?”
“Dünkü bey yine geldi. Hocanın odasında sizi bekliyor.”
Dananın kuyruğu kopmak üzereydi. Saçlarımı ellerimle kabar
tıp çıktım. Ben niye bu adamın yanma her gidişimde saçlarımı
parmaklarımla kabartma ihtiyacı duyuyorum acaba?

“Nerden biliyorsunuz?”
“Zarfı bir bıçakla hırpalamadan açıp baktım.”
“Niye?
“Götüreceğim şeyin ne olduğunu görmek için. Toz mu, hap
mı, ilaç mı… Allah korusun başımı belaya bulaştıracak bir şey
olur…”
“Güvenmiyordunuz yani arkadaşınıza, öyle mi?”
“Öyle düşünmedim de… belki Tarık görmeden başka biri… ne
bileyim, emin olmak istedim işte.”
“Sonra?”
“İçindekini görünce zarfı güzelce yalayıp sıkıca kapattım
hemen.”
“Diskette ne vardı?”
“Ay ne bileyim ben, ellemedim bile.”
“Muhtevasını merak etmediniz mi?”
“Pardon, neyini?”
“içinde ne olduğunu?”
“Hayır, hiç!”
“Sahi mi?”
“Ben gazeteci ya da politikacı değilim ki. Bana savaş resimleri
ve bazı röportajlar gönderiyorum demişti Tarık. Hastanede yeteri
kadar yaralı görmüşüm zaten, bir de resimlerine mi bakaydım!
Röportajları da merak etmedim… Vakit bulsam dersimi okur
dum… Uzmanlık sınavıma hazırlanıyordum ben.”
“Niye dönmediniz o halde üniversitenize?”
“Söyledim ya size, ben sevgilim iyileşene kadar…”
Kesti yine sözümü, “O ender buluşmalarda ne konuşurdunuz?”

“Hasret gidermekten konuşmaya pek vakit kalmazdı.” İstedin
ama bu yanıtı! Aynı soru bin kere sorulmaz ki! “İki sevgili kırk
yılın birinde buluştuğunda, konu savaş olmamalı, öyle değil mi?
Bakın son kez söylüyorum, çünkü çok sıkıldım tekrar etmekten;

Tarık’ı o hastanede bırakıp dönemedim, hijyeniyle, bakımıyla biz
zat ilgilenmek istedim, hem de bir yılımı kaybetmeyi göze alarak,
çok âşıktım çünkü. Sonra bir gün zar zor konuşarak benden bir
şey istedi… ölürse onca emeği boşa gitmesin diye herhalde. Ben
de ya ölürse içimde ukde kalır diye, iletmemi istediği şeyi çantama
koyup düştüm yola. Gece evime giderken kaza oldu. Lütfen bu
SON ifadem olsun!”
“Maalesef son değil. Karakolda da devam edeceğiz. Siz hiç mi
merak etmediniz bu diskette ne olduğunu?”
“E, adam savaş muhabiri! Ne olduğu belli değil mi? Korkunç
fotoğraflar ve savaş bilgileri. Savaştan nefret ederim ben.”
“Diskette ne olduğunu…” O cümlesini bitirmeden, ben daya
namayıp gülmeye başladım.
“Niye gülüyorsunuz?” dedi.
“Takıntınız var, biliyor muydunuz? Acaba sizi de mi Orhan
Hocaya emanet etsek?”
Bana kızmasını bekliyordum ama o da güldü.
“Bizim işimiz bu,” dedi.
“Tamam o halde, haydi karakola gidelim, hemen bitirelim bu
sorgulama işini.”
“Sizi uyarmak zorundayım, bugün bitmeyebilir Esra Hanım.”
Neyse, pek de aptal sayılmazmış, adımı çabuk öğrendi diğer
lerine kıyasla, Gizem demedi bana bir kere olsun!
“Komiser bey, bir an önce hayatıma geri dönmek istiyorum.
Fakülteme gitmek, hocalarımla durumumu konuşmak… söyle
dim size, Dokuz Eylüldeydim ben. Daha ne kadar sürecek bu
soruşturma?”
“Size bir zaman veremem. Önce kayda geçirelim anlattıkları­
nızı. Çapraz ifadeler de alınsın hele…”
“Haydi bir an Önce gidelim, ne olacaksa olsun,” dedim. “Şu
poşeti de alayım ben…”

Eğilip almaya davrandım, bileğimi tuttu yine.
“Burada açın poşeti.”
“Odamda açarım.”
“Benim önümde açın, eksik var mı yok mu söyleyin.”
Kalbim nerdeyse göğsümden fırlayıp adamın kucağına düşe
cek… öylesine çarpıyordu. Başımı yere eğik tuttum bir zaman ki,
yüzümün kızardığını anlamasın.
“Pekala.” Poşeti aldım, içinden çıkanları bir bir oturduğum
koltuğa bıraktım… makasla kesilmiş iç çamaşırları (normal,
üstümden keserek çıkarmışlardır hastanede), bir etek, yine kesil
miş bir kazak, bir çift bot, kol saatim, Tarık’ın vermiş olduğu altın
zincir, yırtık pırtık çoraplar ve… ceket] Her birini tek tek silke
leyip poşete geri koydum,
zinciri boynuma, saati koluma taktım.
En son ceketi aldım elime, ceplerine baktım… boş! Zımbalı kısmı
ellerimle yoklasam mı? Yok, yok sakın! Yüzüme sakin bir ifade
vermeye çalışarak onu da poşete tıkıştırdım.
“Cebinizde bir şey yok muydu?” diye sordu.
“Belki bozuk para… önemsiz yani, kazada yere düşmüştür.”
“Zarf neredeydi?”
“Dedim ya, çantamdaydı. Çantam bulunamamış. Kaza sırasın
da bir yankesici de alıp kaçmış olabilir. Çıkabilir miyim odama?”
“Bir saniye, size eşyaları teslim aldığınıza dair bir belge imza
latacağım… Her neyse, madem acele ediyorsunuz, buyurun gidin.
Sizi burada bekliyorum, dönünce imzalarsınız artık.”
Resepsiyonun önünden geçerken Orhan Hocanın Sevda’nm
masasının başında, elinde bir fincan kahveyle dikildiğini gördüm.
Sevda çay-kahve fırsatını yine kaçırmamıştı anlaşılan.
“Ooo, neler olmuş dün gece. Dananın kuyruğu kopmuş! Niha
yet hafızana kavuşmuşsun, tebrikler,” dedi Sevda. “Sorgulama
nasıl geçti?”


PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:


İndirme linkleri:

  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatında ekitap okuyabilirsiniz.



NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

code