Anne Rice – Vittorio Bir Vampirin Hikayesi – PDF ekitap indir Oku

Anne Rice – Vittorio Bir Vampirin Hikayesi

PDF ekitap indir

Peder Giovanni son derece masum ve rahat bir insan olmalıydı. Şekillerin tümü kinden ve kötü niyetten
yoksundu. Bir dağın önüne oturan bir İsa figürü vardı. Etrafındaki hale, kırmızı çizgiler ve bir haçla
süslenmişti. Yanında yardımcı melekler duruyordu. Biri onun için ekmek tutuyor ve duvardaki kapı tarafından
ikiye bölünen, kanat uçları neredeyse hiç görünmeyen bir diğeri de şarap ve et tutuyordu.
Dağın üzerinde, yukarıda da bir İsa figürü vardı. Bir sürü değişik anın sırasıyla yaşandığı bir resimdi;
yukarıdaki Isa, aynı pürüzsüz ve uçuk pembe cüppesiyle görünüyordu. Ama buradaki İsa figürü heyecanlıydı,

Peder Giovanni’nin onu yapabileceği kadar heyecanlı – ve sol elini sanki öfkeyle kaldırmıştı.

Anne Rice foto ve görselleri

Anne Rice‘nin kitapları –  Vittorio Bir Vampirin Hikayesi’nden bir bölüm oku:

Hayır, zapt edilemez bir baş belası olan Peder Filippo Lippi’nin dehasından çıkmamıştı, ama benim
resmimdi ve bu mutlaka bir işaret olmalıydı; zorla kan içirmekle, zehir vermekle hiçbir şeytanın kimsenin
ruhunu lanetleyemeyeceğini gösteren bir işaret.
Ursulanın kanı da mı sana zorla verildi? Ne korkunç bir düşünce. Yumuşak parmaklarını düşünmemeye
çalış, seni aptal, seni sarhoş aptal, güzel dudaklarını ve açık ağzına kan boşaltan uzun öpücüğünü
unutmaya çalış.
“Şuna bakın!” diye haykırdım. Titreyen elimle resmi gösterdim.
“Evet, evet. Onlardan bizde öyle çok var ki,” dedi iri yarı keşiş gülerek.
Resim elbette Peder Giovanni’ye aitti. Bunu ilk görüşte kim anlamazdı ki. Ayrıca bunu zaten önceden de
görmüştüm. Peder Giovanni, – bir kez daha onun, çağların ünlü Peder Angelico’su olduğunu anımsatmama
izin verin – alçakgönüllü ve süslerden yoksun, ciddi, dingin, nazik ve son derece yalın bir melek ve Bakire
yapmış ve ziyaretin kendisi de az önce bulunduğumuz manastırı oluşturan yuvarlatılmış alçak kubbelerin
benzerleri altında gerçekleşiyordu.
Beni oldukça geniş, tertemiz, ve çok da güzel bir koridordan aşağıya götürmek için döndüklerinde,
meleğin şekli aklımda, söylemek istediğim şey için gerekli kelimeleri oluşturmaya çalışıyordum.
Ramiel ve Setheus’a, hala benimle beraberlerdiyse, bakın, demek istiyordum, Cebrail’in kanatlarında ne
kadar az renk vardı, gördünüz mü? Ve bakın etekleri çok simetrik, fazlasıyla düzenli dökülüyor. Bunların
hepsini tıpkı Ramiel ve Setheus’un dizginsiz güzelliklerini anladığım gibi anlıyordum, ama yine anlamsız ve
saçma sapan konuşmaya başladım.
“Haleleriniz” dedim. “Hey, siz ikiniz, neredesiniz? Haleleriniz başlarınızın üzerinde havada süzülüyordu,
onları gördüm. Onları sokakta da resimde de gördüm. Ama Peder Giovanni’nin resminde haleler düz ve
yüzlerinizin etrafında altından sert bir çember.”
Keşişler gülmeye başladı. “Kiminle konuşuyorsun, genç sinyor Vittorio di Raniari?” diye sordu biri.
“Sessiz ol evladım,” dedi kocaman olan, kuvvetli bas sesi fıçı gibi olan göğsünden çıkarken beni
sarsıyordu. “Bizim bakımımızdasın ve şimdi susmalısın. Bak, şurası kütüphanemiz. Çalışan keşişlerimizi
görüyor musun?”
Onunla gurur duyuyorlardı, değil mi? Yolumuza devam ederken ve ben tertemiz yerlere her an
kusabilecek durumdayken bile keşiş dönüp açık olan kapıdan kitaplardan ve çalışan keşişlerden geçilmeyen
geniş odayı bana göstermeden edemedi. Ama aynı zamanda başka bir şey de gördüm; Michelozzo’nun
kubbeli tavanı yeniden kurşundaydı. Yükselirken, bunu bizi bırakmak için değil, keşişlerin üzerine tekrar
nazikçe eğilmek ve ışığa, havaya bol bol yer vermek için yapıyordu.
Hayal görüyor gibiydim. Sadece birinin olması gereken yerde iki ya da üç kişi görüyordum, hatta kısacık
bir an için, doğaüstü bir gizem örtüsünün öbür tarafından bana dönük, merakla beni inceleyen oval
yüzlerden ve melek kanatlarından oluşan sisli puslu bir karmaşa gördüm.
“Görüyor musunuz?” diyebildiğim tek şey buydu.
O kütüphaneye mutlaka gitmeliydim, orada benim şeytanları anlatan yazıları bulmalıydım. Evet, daha
pes etmemiştim işte! Yo, hayır, ben anlamsızca konuşan bir deli değildim. Tanrının melekleri bana yardım
ediyordu. Ramiel ve Setheus’u da buraya getirip bulduğum yazıları gösterecektim.
“Biliyoruz, Vittorio. Resimleri aklından sil at şimdi, çünkü onları görüyoruz. ”
“Neredesiniz?” Diye bağırdım.
“Sessizlik” dedi keşişler.
“Peki onları öldürmek için oraya dönmeme yardım edecek misiniz?”
“Anlamsız konuşuyorsun yine,” dedi keşişler.
Cosimo, bu kütüphanenin koruyucu velinimetiydi. Vaspasia-no’nun kitap dükkanında defalarca
konuşmuş olduğum, inanılmaz bir kitap koleksiyoncusu olan yaşlı Niccolo de Niccoli öldüğünde, Cosimo tüm
dini kitapları, hatta belki daha da fazlasını bu manastıra bağışlanmıştı.
Onları burada bulacaktım, bu kütüphanede, Aziz Augustine ya da Aquinas’ta, savaşmış olduğum
yaratıklarla ilgili kanıt bulacaktım.
Hayır, ben delirmiş değildim. Pes etmemiştim. Aptal aptal konuşan bir yarımakıllı değildim. Bu havadar
yerdeki yüksek pencerelerden giren ışık ellerimi ve gözlerimi yakmayı bir bıraksaydı.
“Sessizlik, sessizlik” dedi büyük keşiş hala gülümseyerek. “Bir bebek gibi sesler çıkartıyorsun. Hhhhh.
Gaaaa. Guuu, duyuyor musun? Bak şimdi, kütüphane dolu. Bugün halka açık. Bugün herkes çok meşgul.”
Birkaç adım daha yürüdü ve birlikte bir odaya girdik. “İşte, buraya otur bakalım…”sanki afacan bir çocuğu
tatlı sözlerle kandırmaya çalışıyormuş gibi konuşarak devam etti: “Sadece birkaç adım ötede Baş Rahibin
odası var ve tahmin et bakalım orada şimdi kim var? Başpiskoposun ta kendisi!”
“Antonino,” diye fısıldadım.
“Evet, evet, doğru bildin. Bir zamanlar bizimle olan Antonino. Evet o burada; tahmin et ne için.”
Cevap veremeyecek kadar sersemlemiştim. Diğer keşişler etrafıma üşüştü. Serin bezlerle terimi silip
saçlarımı arkaya taradılar.

Ondan kaçan figür Şeytanın ta kendisiydi! Daha önce gördüğümü sandığım o deri kanatlara sahip
korkunç bir yaratıktı. Parmaklarının arasında perdeler ve pençe tırnakları olan ürkünç ayakları vardı. Ekşimiş
bir surat ve kirli gri giysiler içinde çölde sağlam duran, baştan çıkarılmayı reddeden Yüce İsa’dan kaçıyordu.
Ancak bu yüzleşmeden sonra, ancak o zaman yardımcı melekleri gelmiş ve İsa kavuşturulmuş ellerle yerini
almıştı.
Şeytanın bu görüntüsüne bakarken dehşet içinde nefesimi tutmuştum. Ama ardından saç diplerimin ve
tertemiz yerde duran ayaklarımın karıncalanmasına sebep olan büyük bir rahatlama kapladı içimi. Zebanileri
bozguna uğratmıştım; ölümsüzlük vaatlerini reddetmiştim. Reddetmiştim. Haçla karşı karşıya kaldığımda bile
reddetmiştim!
Öğürdüm. Sanki karnıma bir tekme yemişim gibi bir acı! Döndüm. Tas bir köşede duruyordu,
temizlenmiş ve parlatılmış. Diz üstü çöktüm ve iğrenç, yoğun maddenin birazını daha çıkardım. Burada su
yok muydu?
Etrafıma bakındım. İşte sürahi ve kupa. Kupa ağzına kadar doluydu ve ağzıma götürürken istemeden
birazını döktüm. Suyun tadı kokuşmuş ve iğrençti, kupayı öfkeyle elimden fırlattım
“Sizi canavarlar, doğal şeylere karşı beni zehirlemişsiniz. Kazanmanıza izin vermeyeceğim.”
Titreyen ellerle kupayı yerden aldım, tekrar doldurdum ve yeniden içmeye çalıştım. Ama tadında doğallık
yoktu. Neyle kıyaslayabilirim? Sidik gibi pis bir şey değildi; mineraller ve me tallerle dolu olan ve seni
boğacak bir kireç tabakası bırakacak bir sıvı gibiydi. Açıkçası berbattı!
Kupayı yana koydum. Pekala, ders çalışma zamanı. Mumlan kaldırıp kitaplığa gitme zamanı. Öyle
yaptım ve odadan dışarı çıktım.
Boş olan koridor, alçak tavanlı odaların üzerindeki pencerelerden gelen hafif ışıkla parlıyordu.
Sağıma döndüm ve kütüphanenin kapılarına vardım. Kilitli değillerdi.
Elimde şamdanla içeri girdim. Michelozzo’nun tarzındaki huzurlu hava bir kez daha içimi ısıttı. Yeniden
her şeye güvenmemi ve kendime inanmamı sağladı. Kemerlerden ve İyonya tarzı sütunlardan iki sıra odanın
ortasına doğru ilerleyip uzakta bulunan başka bir kapıya giden geniş bir koridor oluşturmuştu ve iki yanda
çalışma masaları ve tüm duvarları kaplayan, kitap ve yazmalar dolu yüzlerce raf sıralanmıştı.
Şamdanımı kubbeli tavanı aydınlatsın diye yukarıda tutarak çıplak ayaklarla taşlarda yürümeye
başladım. Burada tek başıma bulunduğum için çok mutluydum.
Odanın iki yanında bulunan pencerelerden devasa rafları az da olsa aydınlatan hafif bir ışık giriyordu.
Yüksek tavanlar bana ne kadar da ilahi ve huzur verici geliyordu. Burayı yapan gerçekten de çok cesurdu;
basit bir kütüphaneden bir saray yaratmıştı.
Sevgili İtalya’mın her köşesinde bu tarzın taklit edileceğini nasıl bilebilirdim ki, daha bir çocuktum
sadece. Ah yaşayanlar için harika şeyler o kadar fazlaydı ki, her zaman da öyle olacak.
Peki ya ben? Ben neyim? Yaşıyor muyum yoksa sonsuza kadar zamana aşık olarak yürüyecek bir ölü
müyüm?
Mumlarım elimde, hareket etmeden duruyordum. Gözlerim ay ışığıyla aydınlatılmış bu ihtişamı nasıl da
seviyordu. Sonsuza kadar burada, akılımız ve ruhumuzla ilgili bu eserlere yakın olarak durmayı ve hayal
alemine bir daha çıkmaksızın dalmayı ne kadar çok isterdim bir bilseniz. Böylece, şu dakikada büyük
ihtimalle kötülük dolu iğrenç ışıklarını yakmış olan yakınındaki şatosuyla lanetli bir dağın üzerinde bulunan
zincirlere vurulmuş o berbat şehri anılarımdan sonsuza kadar silebilirdim.
Bu muazzam kitap koleksiyonunun düzenini anlayabilecek miydim acaba?
Kütüphanenin listelerini yapmış, burada çalışmış ve buranın alimi olmuş keşiş şu anda tüm Hıristiyan
aleminin Papasıydı; V. Nicholas.
Mumlarımı kaldırarak sağımdaki rafları taradım. Harf sırasına göre mi dizilmişlerdi acaba? Aquinas’ı
düşünmüştüm çünkü onu daha iyi tanıyordum, ama bulduğum Aziz Augustine oldu. Augustine’i her zaman
sevmiştim, rengarenk tarzını, acayipliğini ve yazarken kullandığı dramatik dilini seviyordum.
“Hm, sen zebanilerle ilgili çok daha fazla yazmışsın, sen daha iyisin!” dedim.
Tanrının şehri! Onu gördüm, nüsha arkasında nüsha. Sadece bu başyapıtın bile yirmi adet eki vardı.
Büyük azizin diğer çalışmaları da öyleydi. Beni Romalı bir drama kadar etkilemiş İtirafları ve daha neler
neler. Kitapların bazıları kocaman, narin tirşelerden yapılmış olup çok eskiydi, başkaları israflık derecesinde
ciltlenmiş, bazıları da yalın ve yeniydi.


Vittorio – Bir vampirin hikayesi PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


Vittorio Bir Vampirin Hikayesi ekitabının PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:


İndirme linkleri:

  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatında ekitap okuyabilirsiniz.




NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.