Ahmet Ümit – İstanbul Hatırası Ücretsiz Pdf İndir

Ahmet Ümit Kitapları

İstanbul Hatırası (Polisiye, Roman)

Ücresiz PDF E kitap / E kitap indir / Oku

KİTABIN BAZI SAYFALARI

“Sen de Afganistan’daymışsın…”

Hemen karşı çıkmadı, artık kabul edecek diye düşünüyordum ki, “Yok, yalan,” dedi inatlaşmayı sürdürerek. “Ben Afganistan’a hiç gitmedim.”

Önümde duran dosyayı işaret ettim.

“Ama iki yıl önce verdiğin ifadede öyle demiyorsun…”

Bir an ne söyleyeceğini bilemedi.

“O ifade benim değil,” diyebildi sonunda. “Bana zorla kabul ettirdiler… Kendileri yazmışlardı, işkenceyle imzalattılar…”

Elinin tersiyle sertçe vurdu Ömer’in kafasına Ali.

“Doğru konuş, bize işkenceci mi diyorsun?”

Başı öne doğru savruldu.

“Ah! Yok, size değil… O ifadeyi imzalatanlara…”

Belki de söylediği gibi olmuştu… Belki değil, muhtemelen öyle olmuştu. El Kaide’nin kanlı eylemlerinden sonra, teşkilat daha sert davranıyordu radikal İslamcı militanlara. Yine de Ömer savcılıkta ifadesini reddebilirdi ama yapmamıştı. Kesin olarak bizden bir şeyler saklıyordu.

“Sen bilirsin Ömer…” dedim önümdeki dosyanın kapağını kapatarak. “O zaman bizim işimiz burada bitiyor.” Rol arkadaşıma döndüm. “Sen haklıymışsın Alicim, yapacağımız bir şey yok. Ne zaman geliyor Amerikalılar?”

Aktörlere taş çıkartacak bir ustalıkla söyledi repliğini yardımcım.

“Yazışmalar yetişirse öğleye kadar geliriz, dedi Alvin…”    Alnımı kırıştırarak, güya hatırlamaya çalıştım.

“Alvin şu Yahudi olan mı?”

Sanki gerçekten öyle biri varmış, sanki ondan gerçekten hoşlanmıyormuş gibi yüzünü buruşturdu bizim artist.

“Evet Başkomiserim, hani sizinle tartışan şu kıvırcık saçlı herif… Kızıl sakalları olan…” Çok merak ediyormuş gibi çenesini kaşıyarak sordu. “CIA’den değil mi o?”

“Nerden bileyim Ali, belki de daha gizli bir yerdendir… İçimizde cirit atıyor herifler. Ama boktan bir herif olduğu belli…”

Göz ucuyla Ömer’e baktım, derin bir kaygıyla dinliyordu bizi. Fakat yüzündeki kuşku hâlâ silinmemişti. Doğruyu mu söylüyorduk, yoksa onu kandırmaya mı çalışıyorduk? Bildiklerini bizimle paylaşmalı mıydı, yoksa suskunluğunu koruyarak başına gelecekleri cesurca göğüslemeli miydi? Onu ikna etmek için biraz daha çabalamamız gerekiyordu anlaşılan. Hayali Alvin’e çatmayı sürdürdüm.

“Herif utanmadan bir de kendi ülkemizde emir vermeye kalktı.”

“Adamlar kendilerini dünyanın efendisi sanıyorlar Başkomiserim… Gerçi ağzının payını verdiniz şerefsizin ama…” Durdu, eliyle bir kez daha vurdu başına Ömer’in. “Böyle salaklar için riske girdiğinize değer mi, ondan da emin değilim. Belki de ilk istediklerinde teslim edecektik, olup bitecekti.” Delikanlının gözlerindeki korku dehşete dönüşüyor, davranışlarında paniğe kapılmak üzere olan birinin telaşı seziliyordu.

“Amerikalılar mı?” Sesi hastalıklı biri gibi cılız çıkmıştı. “Beni Amerikalılara mı vereceksiniz?”

“Sen Fransızları mı tercih ederdin?” Hayır, artık rol yapmıyor, düpedüz eğleniyordu Ali. “Başka ne yapabiliriz oğlum? Öldürdüğün adam Amerikalı. Üstelik bizim toprakla rımızda değil, Afganistan’da kesmişsin adamın gırtlağını. Hani bu haltı İstanbul’da işlemiş olsaydın, sana bir kıyak yapardık belki…” Önemli bir konuyu hatırlamış gibi bana döndü. “Sahi bunu Afganistan’a mı götürecekler Başkomiserim?”

“Bilmiyorum,” dedim önemsemez görünerek. “Götürebilirler tabii. Tatbikat yaptırmak için…”

“Ya da kurşuna dizmek için,” diye neşeyle şakıdı Ali. Dehşet içinde öylece kalakalmış Ömer’e döndü. “Niye ters ters bakıyorsun… Yanlış mı söylüyorum. Amerika’da seni idam etmeleri zor… İnsan hakları, demokrasi filan ama Afganistan’da üç gün içinde yargılayıp dikerler direğin dibine…”

“Onu ben öldürmedim.” Can havliyle bağrıyordu delikanlı. Gözleri iri iri açılmış, seyrek sakalı titremeye başlamıştı. “Müslümanlar kimseyi öldürmez.”

“Tabii tabii, kafirlere karşı cihad ne oluyor?”

“Anlamıyorsunuz… Kuran ı Kerim’de bile yeri var…” İkimizin de ilgiyle baktığını görünce sesini alçaltıp açıklamaya girişti. “Maide Suresi’nde der ki: ‘Her kim ki bir kişiyi öldürür, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim ki bir kişinin hayatını kurtarır, bütün insanlığın hayatını kurtarmış gibi olur.’ O sebepten ben kimseyi öldüremem…”

“Peki niye gittin Afganistan’a?” diye yapıştırdı soruyu Ali. “Turistik gezi için mi? Bildiğim kadarıyla o kadar ilginç yerler yok o yoksul ülkede.”

“Anlamak için gittim… Öğrenmek, görmek için…”

Yeniden alaycı tavrını takındı Ali.

“Tabii tabii, tıp eğitimi için çok yararlı üniversiteler var Afganistan’da…” Ansızın ciddileşti. “Sen bilirsin Ömer Efendi. Madem yalanlarını sürdüreceksin, artık ABD Konsolosluğumdan Alvin’e anlatırsın bunları.”

Genç zanlımız yardım dileyen gözlerini bana çevirdi.

“İnanın Başkomiserim, o Amerikalıyı ben öldürmedim.”

Onun durumuna üzülen anlayışlı bir dost, bir aile büyüğü gibi şefkatli bir sesle konuşmaya çalıştım.

“inkâr etmen faydasız Ömer… Amerikalılar tam iki yıldır peşindeler… Hapisteyken bile izletmişler seni. İki yıl önce seni istememelerinin nedeni, örgüt bağlantılarını saptamak içinmiş… Bize söylemediler ama hakkında epeyce de bilgi toplamışlar. Tarikat arkadaşların, kardeşlerin, tabii nişanlın Efsun…”

Oturduğu yerde irkilerek, adeta dehşet içinde mırıldandı.

“Efsun mu? Onun hiçbir ilgisi yok ki bu işlerle…” ilk kez gözlerinde çaresizlik okunuyordu. “Efsun’un hiçbir ilgisi yok. Ben onun sayesinde kurtuldum…”

Sustu… Yaptığı yanlışı anlamıştı ama artık çok geçti.

“Kurtuldun,” diye yineledi Ali, ellerini masanın üzerine koyarak. “Anlat bakalım Ömer Efendi, neden, kimden kurtuldun?”

“Kimseden… Yani Efsun beni çekip çevirdi, adam etti demek istedim.”

“Yalan söyleme!” diye azarladı Ali. “Bir de Müslümanım diyorsun.”

“Müslümanım elhamdülillah, ama ben kimseyi öldürmedim… Ne Mukadder Amca’yı, ne de o Amerikalı binbaşıyı.”

Bu sözler etkilemedi bizimkini, Ömer’in yakasına yapışmaya hazırlanıyordu ki, “Bırak Ali,” diye durdurdum onu. “Bırak, mademki yardımımızı istemiyor, yapacak bir şey yok…” Kalkacakmış gibi hareketlendim. Ömer göz çukurlarına kaçmış kara gözlerini yüzüme dikmiş, endişeyle izliyordu her bir hareketimi. “O zaman Allah yardımcın olsun Ömer…” diyerek doğruldum. Ne yapacağını kestiremeyen yardımcıma dönerek kesin emrimi verdim. “Onu aldığın nezarethaneye geri götür. Ahilerinin yanına…”    Korkuyla bize bakan Ömer’in koluna yapışmadan önce güya önemli bir meseleyi hatırlattı Ali.

“Alvin tek başına kalmasını istemişti Başkomiserim. Kimseyle görüşmesin diye sıkı sıkıya uyardı.”

Çok sinirlenmiş gibi yaptım.

“O kadar da değil, bıraksınlar da zanlıyı nerede tutacağımıza biz karar verelim artık.”

Mahcup olmuş gibi başını öne eğdi yardımcım.

“Haklısınız Başkomiserim, tamam, ahilerinin yanına götürürüm…” Tedirginlik içinde kıvranan zavallı delikanlının koluna yapışarak kaldırmaya çalıştı. “Hadi bakalım Ömer Efendi, gidiyoruz.”

“Bir dakika, bir dakika durun,” diye seslendi tuzağımıza düşen delikanlı. “Başkomiserim lütfen…”

“Bak Ömer, bizi oyalayacaksan…”

Işığın yaktığı gözlerini yine açtı kapadı.

“Sizi oyalamayacağım Başkomiserim, lütfen oturun.”

Oturmadım, inanmayan bakışlarla onu süzmeye devam ettim.

“Size anlatırsam*,” diye pazarlığa girişti. “Hepsini anlatırsam bana yardım eder misiniz?”

Şaşırmış gibi baktım yüzüne.

“Hepsini anlatırsan… Yani bizden bir şeyler saklıyordun?”    Gülümsemeyle özür dileme arası bir anlam belirdi gözlerinde.

“Ben kimseyi öldürmedim Başkomiserim, ama Afganistan’a gittim… Tamam, korktuğum için inkâr ettim. Size yalan söyledim… Ama Amerikalılar da yalan söylüyor, ben ne El Kaide üyesiyim, ne de Taliban… Evet, olmak istedim… islamiyet için…” Ali’ye bakarak sürdürdü. “Allah’ın kitabını yanlış anladığım için silaha sarılmak istedim. Çünkü Maide Suresi’nin 35. Âyetinde şöyle der: ‘Ey inananlar, Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya yol arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.’ Bu ayeti hakkıyla yorumlayama- dım. Cahildim, sapkınlığa düştüm. Fakat Cenab-ı Allah öfkemi söndürdü, merhametimi uyandırdı, ellerimi bağladı. Şükür ki kimseyi öldürmedim.”

“Dur, dur,” dedim kalktığım iskemleye yeniden çökerken. “Acele etme… Başından anlat… Ama hepsini, en küçük ayrıntısına kadar her şeyi bilmek istiyorum.” Işaretparmağımı ona doğru uzattım. “Eğer yalan söylüyorsan…”

Ardı ardına yutkundu yine…

“Yok, yalan söylemiyorum… Artık yalan yok…”

Boğazı kurumuştu, güçlükle konuşabiliyordu.

Önümdeki plastik şişeden plastik bardağa su doldurup uzattım.

“Sağ olun Başkomiserim…”    Bir dikişte bitirdi saydam bardaktaki suyu…

“Biraz daha ister misin?”

“Yok,” dedi bardağı masaya bırakırken. “Allah sizden razı olsun.” “Allah’ın zalim kulu olmaktansa, mazlum kulu ol.”

“Allah’ın resulü, dünyanın nuru Hazreti Muhammed, veda hutbesinde, ‘Ne zulüm ediniz, ne de zulme boyun eğiniz,’ buyurmuşlardı.”

Konuşurken kömür karası gözleri nemleniyor, seyrek sakalı heyecanla titriyordu. Ali ise kollarını göğsünde kavuşturmuş, kayıtsızca dinliyordu genç zanlımızın ağzından dökülen sözcükleri. Yorulduğundan mı, yoksa sıkıldığından mı bilinmez, artık ayakta dikilmeyi bırakmış, sol tarafımdaki iskemleye çökmüştü ama gözleri yırtıcı bir kuş gibi hâlâ zanlımızın üzerindeydi. Kendisinden hiç hoşlanmadığını artık iyice anladığından olsa gerek, Ömer de yardımcıma değil, bana bakarak anlatıyordu. “Oysa dünyada zulüm kol geziyordu Başkomiserim. Bosna’da, Afganistan’da, Irak’ta Müslüman kanı akıtılıyordu.”

“Bunları biliyoruz,” diye söylendi Ali kavuşturduğu kollarım çözerek. “Sen Afganistan’a niye gittiğini anlat…”

“Anlatacağım… Ama bunlar bilinmeden…”

Bizim sergerde, Ömer’i tersleyecekti ki…

“Tamam Ali,” diyerek durdurdum onu. “Bırak anlatsın…”    Yardımcımın suratı asıldı ama çıkışı işe yaramıştı.

Ahmet Ümit’in – İstanbul Hatırası (590 Sayfa) adlı e-kitap dosyasını,  PDF formatında indirerek okuyabilirsiniz.


Ahmet Ümit Foto ve Görselleri:


Başka sitelerdeki gibi, aslında reklam sayfasına giden sahte linklerle ya da

“PDF indir” yazan ama hiçbir link vermeyen sitelerle uğraşmak istemiyorsanız,

ekitabı bizden indirin.

İndireceğiniz e kitabın kalitesini yukarıdaki örnek sayfalardan  kontrol edebilirsiniz.

(Link ve açıklama sayfanın en altındadır)


İndirme linkleri:

Not:
  • Android tabanlı telefon ve tabletlerde .rar dosyasını açmak için ES File Explorer vb. bir app. indirip kurmanız gerekir.
  • Daha sonra Epub Reader yada PDF Reader benzeri bir app. ile Epub yada PDF formatındaki ekitabı okuyabilirsiniz.

PDF dosyasını internet tarayıcınızdan direkt okumak için :


 


PDF + EPUB Rar Paketi linkleri:





NOT:

Google Drive, mail.ru ve Yandex Disk linklerine tıkladıktan sonra 5 sn bekleyip “Reklamı Geç“e tıklayınız.